Uyan Artık Geç Oldu!

Pazartesi, Ekim 18, 2010

Aziz Millet Aziz Millet
Uyan artık geç oldu
Kıbrıs Kudüs Türkistan’ın
Düşmanlarınla doldu

Fatih’lerin torunları
Kurtaracak vatanı
Devletimiz kök salacak
Kuşatacak cihanı

İntikamın intikamın
Alınacak mutlaka
Tarih millet şahid olsun
Yemin ettik Allah’a

Bayrakları çekeceğiz
Sancakları dikeceğiz
Hak yolunda kurtuluşu
Ölüm olsa seçeceğiz


İntikamın intikamın
Alınacak mutlaka
Tarih millet şahit olsun
Yemin ettik Allah’a.



YENİDEN MİLLÎ MÜCADELE

Osman Olcay Yazıcı Hayatını Kaybetti

Pazar, Eylül 12, 2010

Burç FM şairini kaybetti. Şair ve yazar Osman Olcay Yazıcı bu sabah geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybetti.

Olcay Yazıcı uzun süredir Burç FM'de ‘Dil Estetiği' üzerine programlar yapıyordu. Osman Olcay Yazıcı'nın cenazesi, Pazartesi (13 Eylül )günü öğlen namazına müteakip Zeytinburnu Ulu Camiinde kılınacak cenaze namazının ardından toprağa verilecek.

"HAYIR" Cephesine Edibali de Katıldı; Hayırlı Olsun!

Cuma, Eylül 10, 2010

21 Ağustosta MP İstanbul il başkanlığı bir iftar yemeği vermiş, Allah kabul etsin. Orada sayın genel başkan uzun, duygu potansiyeli yüksek bir konuşma yapmış. Bu konuşma partinin internet sitesinde yer alıyor. Nihayet aylardır yaprak kıpırdamayan sitede bir hareket olmuş.

MHP’ye ve bizim MP’ye Neler Oluyor, Anlamıyorum, Anlayamıyorum!

Hiçbir anayasa değişikliği bu kadar gürültü koparmamıştı. Şimdi ne oluyor da ortalık böylesine hareketlendi, cepheler oluştu, hatlar keskinleşti? Akl-ı selimle etrafı seyredince bütün fırtınanın HSYK ve AYM yapısının değiştirilmesine yönelik değişiklik maddelerinden kaynaklandığı görülür. Ne var bu iki maddede?

Aykut Edibali'nin İftar Konuşması - Referandum Gündemi

21.08.2010


'evet' de, 'hayır' da muhteremdir,  muteberdir;
KARDEŞLİĞİNİZİ, BİRLİĞİNİZİ YIKMAYIN!..

Sağ olun, aziz ve sevgili kardeşlerim, dostlarım, alkış tutan elleriniz, sağ olsun, var olsun. Allah yolunuzu aydınlatsın, mükâfatınızı dünyada ve ahirette mükâfatların en güzeli ile versin. Yolunuz cennet olsun. Allah sizi, bu şerefli topluluğu, bu güzide topluluğu ancak hak sözü söyleyen bu topluluğu güçlendirsin, kuvvet versin.
Rasulullah’ı hatırlıyorum, Efendimiz buyuruyor ki 'iyi bilin, bu ağızdan asla yalan çıkmadı' diyor. Şakasında da yalan yok, her dediği doğru, Rahmet Peygamberi...

FORUM - Referanduma İki Kala, Mücadele Çevresinde Referandum Gündemi

Son günlerde Mücadele çevresinde gerçekleşen tartışmaların tarihe not düşüleceği bir forum açıyoruz. Referandum ile ilgili görüşlerinizi paylaşabilirsiniz.

Genel çerçevede Millet Partisi çevresi, Edibali'nin görüşleri doğrultusunda, EVET'in de HAYIR'ın da muteber olduğunu, yapılan tercihin aradaki kardeşlik münasebetini etkilememesi gerektiğini belirtirken, yapılan değişikliklerin iktidara gelen her kim olursa olsun, iktidara gelenin kendi statükosunu oluşturacağı savı ile kendi oylarının HAYIR olacağını belirtiyor.

bağlantılar:
Aykut Edibali'nin İftar Konuşması - Referandum Gündemi


Ancak Malatya MP İl Başkanı Sn. Sait Korkut Bey'in yaptığı basın açıklamasından anlaşıldığı kadarıyla, Millet Partisi "HAYIR" cephesinde tek ses oluşturabilmiş değil. MP Malatya İl Başkanlığı, bu referanduma hayır verilemeyeceğini ve Genel Merkez'in telkinlerine rağmen EVET vereceklerini belirtiyorlar.

bağlantılar:
Millet Partisi'nde EVET firesi


Anadolu Vakfı ve Araştırma ve Kültür Vakfı çevresinin organize ettiği İzmir Buluşması sonrasında yaptıkları açıklamadan, MP çerçevesinde hareket etmeyen mücadele çevresinin statüko yerine değişim, demokrasi ve özgürlüklerin kuvvetlendirilmesi talepleri ile referanduma EVET diyecekleri anlaşılıyor.

bağlantılar:

İfrat-Tefrit bataklığına düşmeden, referandumla ilgili mücadeleci görüşlerini, bu sayfamızda paylaşabilirsiniz. Paylaşılan yorumlar, daha sonra bir dosya haline getirilip pdf formatında yayınlanacaktır.

Fotoğraf - 1969/Afyon Şehir Merkezine Giriş Yolu

Çarşamba, Eylül 01, 2010

1969 Afyon şehir merkezine giriş yolu üzerinde mücadeleciler...


NOT: fotoğrafın hangi tarihli hangi toplantıya ait olduğunu bilen bir kardeşimiz, bilgisini paylaşırsa arşive ekleyelim.

Mücadele çevresi İzmir'de bir araya geliyor!

Pazar, Temmuz 25, 2010


İZMİR- Çeşme’deki 5 yıldızlı Club Familia Tatil Köyü büyük bir buluşmaya ev sahipliği yapacak. Dostlukları 30-40 yıl öncesine dayanan darbeler döneminin milliyetçi-muhafazakar kuşağı bir araya gelerek güncel konuları değerlendirecekler.
 
Ramazan’ın ilk haftasına denk gelen buluşmaya yüzlerce “eski dost” aileleriyle birlikte katılacaklar. Zengin bir programın gerçekleştirileceği buluşmada sohbetler, konferanslar ve Ramazan ayının anlamına uygun etkinlikler gerçekleştirilecek.

Heyecanlandıran buluşma

“Büyük buluşma” hakkında bilgi veren Anadolu Eğitim, Kültür ve Bilim Vakfı Genel Başkanı Ali Ay, Türkiye’nin her tarafından gelecek eski dava arkadaşlarıyla yeniden biraraya gelmelerinin kendilerini çok heyecanlandırdığını belirterek şunları söyledi:

“Mücadele geleneğinden gelen bu fedakar gönül erleriyle 10-15 Ağustos tarihleri arasında İzmir Çeşme’de sevgi buluşmasını gerçekleştireceğiz.

Amacımız; Ramazan ayının giderek tatil sezonuna denk gelmesini de vesile bilerek; bu ayı dostlarımızla birlikte karşılayıp manevi hazzı paylaşmak, aramızda var olan sevgi ve muhabbeti daha da artırmak, yıllar önce başlayan köklü dostlukları yeniden tazelemek ve ailelerimizin tanışmalarına güzel bir zemin oluşturmak… Ramazan'ın ilk haftasında çocuklarımızın, hanımlarımızın, gençlerimizin ve yetişkinlerimizin her birinin dolu dolu, eğlenceli, heyecanlı ve mutlu yaşayacağı, ayrılırken de bir sonraki senenin özlemini duyacağı bir tatil ve Ramazan programını gerçekleştirmeyi arzuluyoruz.”

Ay, programa katılmak isteyenlerin vakfın 0 312 213 99 75 no’lu telefonunu arayarak organizasyonun Genel Koordinatörü Hüseyin Ayaz’la temasa geçmelerini hatırlattı.

HaBertaraf.com

Şehadet mi yoksa annem mi?

Cumartesi, Haziran 12, 2010

Şehadet şerbetine son saatler inşaallah. Var mıdır acaba daha güzel bir şey? Varsa o da sadece annemdir ama ondan ben de emin değilim. İkisinin kıyası çok zor. Şehadet mi annem mi?








- Furkan Doğan, Cevdet Kılıçlar, Ali Haydar Bengi, İbrahim Bilgen, Cengiz Songür, Çetin Topçuoğlu, Cengiz Akyüz, Necdet Yıldırım, Fahri Yıldız!
- Heryerde! 

Tüm mücadele neferlerinin, insani yardım gönüllülerinin
şehadetlerini Allah (c.c.) kabul buyursun inşaallah. 
Mekanları Cennet Olsun!


Gazze ablukası delindi!

Mavi Marmara'da O Gece

Cuma, Haziran 11, 2010

Habertaraf.com'dan iktibastır.

Sabah namazı sırasında saldırıya geçtiler. Sivil bir yolcu gemisine karşı iki savaş gemisi, bir denizaltı, dişine kadar silahlı askerlerle dolu sayısız Zodyak (bot) ve helikopterler... İsrail donanmasının en seçkin komandoları...

Dünyanın en aşağılık korkaklar sürüsü!

Güverteye asker çıkarmak için gemiye yanaşan botları tekbirlerle karşıladık, korsanların üzerine su sıktık, güvertede ne bulduysak (kova, pet şişe vs, vs, vs) botlara fırlattık; onlar da gemiye ses bombaları, sis bombaları, gaz bombaları attılar ve üzerimize plastik mermiler boşalttılar; ama geri çekilen biz olmadık, onlar oldu.

Botlar defalarca yanaştı ve her defasında geri çekildi.

Biz güvertede bu mücadeleyi verirken geminin çatı kısmındaki arkadaşlarımız da kaptan köşkünü ve uydu sistemini savunuyorlardı; helikopterle indirilen "seçkin komandolar"ın tepesine bindiler ve silahlarını alıp denize attılar; kameraların kaydettiği destansı bir direnişle İsrail'i rezil rüsva ettiler.

Ama bu rezillik onlara yetmedi.

Aşağılık gururlarını kurtarmak için üzerimize gerçek mermi yağdırmaları gerekiyordu.

Makineli tüfeklerle önlerine geleni taradılar...

Lazerli tüfeklerle nişan alarak birçok arkadaşımızı alınlarından vurdular...

Helikopterlerden, botlardan, her taraftan ateş ediyorlardı...

Belli ki telsizlerden "sınırsız katliam emri" verilmişti...

İsrailli yetkililer "Askerlerimiz kendilerini savundular" diye yalan söyleyedursunlar, 19 yaşındaki Kayserili kardeşimiz –geminin sevgilisi- Furkan Doğan'ın kafasındaki beş kurşun bütün dünyaya hakikati haykırıyor.

Yaklaşık bir saatlik bir mücadeleden sonra, "Çok şehidimiz ve yaralımız var. Daha fazla kanın akmaması için beyaz bayrak çekiyoruz. Herkes mücadeleye son verip salonlarda toplansın" gibi bir anons yapıldı.

Yanımda Büyük Birlik Partisi Genel Başkan Danışmanı –eski Alperen Ocakları Başkanı- Eyüp Gökhan Özekin ve kardeşim Sinan Albayrak vardı...

İkinci kattaki 'mevzi'mizdeydik...

"Ne yapacağız?" diye soran gözlerle birbirimize baktık...

Anons tekrar edildi...

Ve...

Gemiyi, kendimizi, her şeyi Allah'a ısmarlayıp geri çekildik.

* * *

Evet, orada geri çekildik...

Ama kazandık inşaallah.

Manen kazandığımız gibi maddeten de kazandık.

Mavi Marmara direnişi surda bir gedik açtı.

Bu vicdan ayaklanmasıyla sarsılan İsrail yanlısı Mısır yönetimi Gazze'ye ambargoyu kaldırmak zorunda kaldı.

İsrail de ablukayı hafifletmekten bahsediyor.

İlla ki hafifletecek.

Hafifletmekle kalmayıp tamamen kaldıracak.

Bunu ya yapacak, ya yapacak!

Elin değil beyin yaman olduğunu bütün dünya görecek inşaallah.

ŞEHİTLERİN GÖLGESİ ALTINDA

Sevgili İbrahim Bilgen, sevgili Ali Haydar Bengi, sevgili Çetin Topçuoğlu, sevgili Necdet Yıldırım, sevgili Fahri Yaldız, sevgili Cengiz Songür, sevgili Cengiz Akyüz, sevgili Cevdet Kılıçlar ve sevgili Furkan Doğan'a şehadet düştü...

Geride kalan bizlere ise konuşmak ve yazmak düşüyor...

Konuşurken ve yazarken kendimi bir şey sanmadığımı, şehitlerimizin yüksek mertebeleri karşısında un ufak olduğumu bilmenizi isterim.

YUNAN GAZETECİ: ERDOĞAN BİZE DE SAHİP ÇIKAR MI?

Korsanlar gemiyi Aşdod limanına çekerken yanımdaki Yunanlardan biri (solcu bir gazeteci) şöyle dedi: "Erdoğan sizi bunların elinde bırakmayacaktır. Ama Papandreu bizim için uğraşmayabilir. Sahipsiz kalırsak Erdoğan bize de sahip çıkar mı?"

İçimden geleni söyledim: "Sizler bu davada bizim yoldaşlarımızsınız. Hiçbirinizi feda etmeyiz. Hükümetimiz de size sahip çıkacaktır inşaallah. Bu bir Türk gemisi ve sizler Türkiye'nin misafirleri sayılırsınız."

Allah utandırmadı. Onlar da bizimle beraber İstanbul'a getirildiler. İstanbul'da bir yandan İHH, öbür yandan Türk Hava Yolları bütün yabancılarla yakından ilgilendi. Hepsi otellerde misafir edildi ve memleketlerine dönüşleri (ücretsiz) ayarlandı.

MUSTAFA İSLAMOĞLU'NUN MEAL-TEFSİRİNE EL KOYDULAR

İsrailliler bizi İstanbul uçağına bindirirken "Eşyalarınızı da göndereceğiz" dediler. Valizim geldi ama içinden sadece gözlüğüm ve şişme yatağım çıktı. Bilgisayarımı, giysilerimi ve kızlarımın Filistinli çocuklara gönderdiği oyuncakları almışlar. Mustafa İslamoğlu hocanın meal-tefsirinin birinci cildini yanıma almıştım, ona da el koymuşlar. Buna çok sevindim. İnşaallah dikkatlice okurlar. Bilhassa Benî İsrail'le ilgili ayetleri.

GAZZE MESELESİNE KÖKLÜ ÇÖZÜM

Hamas ve El-Fetih barıştırılıp bütün Filistin'i temsil eden bir hükümetin kurulması ve bu hükümetin derhal bağımsızlık ilan etmesi sağlanmalı.

Bağımsızlık beyannamesinde devletin sınırları meselesi kısmen muallakta bırakılabilir ama Gazze ve Akdeniz'deki kara sular mutlaka zikredilmeli.

Türkiye başta olmak üzere pek çok ülke bağımsız Filistin devletini derhal tanıyacak ve Filistin hükümetinin talebi üzerine Gazze'yle deniz köprüsü kurabilecektir.

Mavi Marmara'da katliam yapan alçaklar o zaman ne halt edecekler?

Hiçbir halt edemeyecekler!

NOT: Filistin'de birlik hükümeti kurulamazsa, Gazze'deki yönetim "Geçici olarak Türkiye mandasına giriyoruz" desin. Rest!

Kerbela gibi bir şey

Sadık Battal'a, Mavi Marmara'da yaşanan şeyin Kerbela hadisesi gibi bir şey olduğunu söyledim. "Evet" dedi; "Ama bu sefer Kûfe ihanet etmedi." Davaya sahip çıkan halkımıza ve hükümetimize, İslam dünyasının dört bir yanında Mavi Marmara için ayağa kalkan kardeşlerimize, insanlık haysiyet ve şerefi namına bizimle beraber hareket eden Hıristiyanlara ve Yahudilere medyun-ı şükranız. Yaşasın ümmet bilinci ve yaşasın küresel intifada!

MANUEL: İYİ Kİ TÜRKİYE VAR

Mavi Marmara ekibindeki İspanyollardan Manuel'le İstanbul'da vedalaşıyorduk. Bir ara gözleri doldu. "Türkiye bütün Avrupa'nın ve bütün dünyanın haysiyetini temsil ediyor. Bunu İspanya'da herkese anlatacağız" dedi.

Şehitlerimizin kanı ümmeti titretip kendine döndürüyor

Gemideki Ürdünlü kardeşlerimizden birinin tesbiti: "Sultan Abdülhamit, Filistin'i satmadığı için tahtını kaybetti. Arap dünyasının kralları ise Filistin'i satarak tahtlarını koruyorlar."

Libya'da bir gazetenin Mavi Marmara katliamıyla ilgili başlığı: "Türkler Filistin için kanlarını verdiler, Araplar nerede?"

Suriyeli-Türkiyeli gazeteci Hüsnü Mahalli'nin yorumu: "Mavi Marmara, Arap sokaklarının şerefi oldu."

Diriliş muştusudur Mavi Marmara...


Yeniden ümmet olmaya başladığımızın resmidir...

Anadolu çocukları o gemide Allah yolunda mazlum Filistinliler için mücadele ederken can verdiler ve Arap sokakları bu soylu mesajı öpüp başlarının üstüne koydular...

Ümmet titreyip kendine dönüyor...

Dalga dalga yükseliyor vicdan ayaklanması...

Çatır çatır çatırdıyor ihanet çarkı...

Allahu ekber ve lillahi'l hamd.


Hakan ALBAYRAK
halbayrak@yahoo.com

KATİL DEVLET İSRAİL

Salı, Haziran 08, 2010

Haziran ayı ne yazık ki insanlığın vicdanını kanatan olaylarla başladı. İHH öncülüğünde Gazze’ye insani yardım malzemesi götüren uluslar arası yardım konvoyu İsrail’in devlet terörüne maruz kaldı. 9 Türk’ün öldürüldüğü, 17 yardım gönüllüsünün de yaralandığı bu iğrenç saldırı, İsrail’in nasıl bir terörist devlet olduğunu bir kez daha tüm dünyaya gösterdi. Ben de bu vesileyle İsrail’in hem ilahi hem de insani en ağır cezaya tez zamanda çarptırılmasını diliyor ve sebep olanları lanetliyorum.

Olayların üzerinden bir hafta geçti. Geçmişte görülmemiş bir hızla, bütün aktivistler İsrail’in pençesinden en küçük bir yargılama yapılmadan kurtarıldı; gencecik bir delikanlı olan Furkan başta, bütün şehitler ebedi istirahatgâhlarına tevdi edildi. Olaydan iki gün sonra katillerin elinde hiçbir yardım gönüllüsü bırakılmamıştı. Bu, Türkiye’nin bu olayda kazandığı ilk başarı oldu. Evet, bu bir başarıdır. Geçmiş dönem hükümetleri ve dışişlerinin tutumu göz önüne alındığında, bir nevi esir edilen yardım gönüllülerinin ülkemize getirilmiş olması bir büyük zaferdir. Ayrıca bu durum İsrail’in ilk hezimeti olmuştur. Şimdiye kadar her yaptığı yanına kâr kalan ve kimseye hesap vermemeyi dünyaya kabul ettiren İsrail, ilk yenilgiyi bu sonuçla almıştır. Bu noktada başta Sayın Ahmet Davutoğlu’nu ve dışişlerinin dinamik kadrolarını tebrik etmemek insafsızlık olur. (Sayın Davutoğlu gençlik yıllarında mücadele ocağında yer almış arkadaşlarımızdandır ayrıca.) Geçmişin “monşer” diplomatlarını, onların en hayati meselelerde bile lakayt tavırlarını görmüş biri olarak yeni Türk dış politikasını heyecan verici buluyorum.

İlk gece ve günün yüksek heyecanı biraz yatışınca bir Türk olarak insanı ağlatacak kadar güzel ama bir o kadar da hazin yansıma ve değerlendirmeleri görmeye başladık. Bir kere bu korsanlık hareketi bütün dünyada yankı buldu. Pek çok ülke, sivil kuruluş, medya organı yıllardır dillerinin ucuna gelip de söyleyemedikleri eleştirileri bu fırsatla ortaya döktüler. Yunanistan’da Flash özel radyo yorumcusu Thanansis Lalas, Başbakan Erdoğan’ın çıkışlarını ve hükümetin gösterdiği kararlılığı: “Aslında herkesin söylemek istediği ancak çeşitli siyasi nedenlerle söyleyemedikleri.” şeklinde değerlendiriyor. ABD’den İngiltere’ye, Fransa’dan İspanya’ya, Yunanistan’a pek çok Batı ülkesinde insanlar sokaklara döküldü ve İsrail haydutluğunu kınadı. İslam ülkelerindeki protestoları zaten görüyoruz. Bütün eylemlerde insanların ellerinde Türk bayrakları var. Bugün (Pazar günü) İsrail’de yapılan protestolarda da Yahudilerin elinde Türk bayrağı vardı. Bunu son elli yılın hangi olayında görebildik? Türkiye, devlet yöneticilerince olmasa bile halklar bazında hangi haklı davasında bu kadar desteklendi ve yüceltildi? Kıbrıs gibi en haklı meselemizde bile yapayalnızdık ve ne yapacağımızı bilemiyorduk devlet olarak.

İSRAİL NİÇİN BU KADAR KUDURDU?

Bu sorunun cevabı yazının ilk satırlarında mevcut. Bugüne kadar her yaptığı cılız protestolar ve kınamalar dışında tepki görmemiş, ABD gibi hatta zaman zaman Rusya gibi iki süper gücü yanına alabilmiş, bölgede tarihini inkar etmek bahasına uyuzluğun girdabına gömülmüş Türkiye’nin monşerlerinin, Morrisonlarının el altından teşvikiyle azgınlaşmış bir İsrail devleti, ilk defa bu kadar ciddi diplomatik ve kararlı bir tepkiyle karşı karşıya. Davos’ta “one minute” ile başlayan ve temposu gittikçe yükselen Türk hükümetinin tepki ve açıklamaları, Ortadoğu’nun bu eli kanlı yöneticilerini elbette çıldırtacak cinstendi. Çünkü onlar bugüne kadar Türkiye’den ne böyle tepki görmüş, azar işitmiş ne de özür dilemek zorunda kalmışlardı. Teşkilatının çoğu mason olan Türk dışişleri en kanlı saldırılardan sonra bile bir iki cılız mesaj yayımlar hatta içeride vatandaşların gösteri yapmasını bile engellerdi. Bu ülkenin başbakanlarından birinin lakabı “Morrison”dur ve eminin bugünlerde çok büyük üzüntü içindedir. Ölenler için değil, eski dostlarının ve hamilerinin düştüğü zavallı durumdan elbette.

Eğer bu gemiler doğrudan Gazze’ye ulaşabilmiş olsaydı, İsrail hükümeti mevcudiyetinin bir anlamı kalmayacağına inanıyordu. Her şeyini dünyanın düşmanlığı ve kendisinin her zaman haklılığı tezine dayandıran şizofrenik bir ülkeden elbette kimse anlayış, hoşgörü ve işbirliği beklemiyordu. (Gerçi bizden bekleyenler varmış ama ona sonra değiniriz.) Ama bu kadar saldırgan, haydut ve cani olabilecekleri de hesaba katılmamıştı çünkü gemide sadece Türkler yoktu. Hıristiyanlar, Yahudiler, Ateistler Müslümanlar; İngiliz, Alman, İrlandalı, Yunan gönüllüler, milletvekilleri; kadınlar, yaşlılar, gençler… yani kısacası tam bir gönüllüler hareketi ve bir konsensüsle bir araya gelmiş uluslararası bir topluluk mevcuttu Mavi Marmara’da. Ayrıca bu gemi konvoyu elbette hükümetten ve herhangi bir devletten bağımsız teşkil edilmişti. Ama sonuç bütün dünyanın gözleri önünde 21. yüzyılın ilk büyük yüzkarası korsanlığı olarak gerçekleşti. Somali’dekiler bile bu lanetli devletin yaptıkları yanında fairplay ödülüne layık görülmelidir.

İnternet sitelerinde, TV haberlerinde biraz gezinen herkes, özellikle dış dünyadan bize yönelmiş çok hoş ve gurur verici destek mesaj ve hareketlerini görecektir. Ayrıca BM’den hemen bir kınama mesajının çıkması, bağımsız bir soruşturma komisyonunun kurulmasının karara bağlanması da bir diplomasi zaferidir ülkemiz adına. Ama her konuda olduğu gibi bu hazin olay bir noktayı bir kez daha gözler önüne sermiştir ki bu çok acıdır. BU ÜLKENİN DIŞ DÜŞMANA FALAN İHTİYACI YOK. İçeride yeterince düşmanı, haini, ajanı, dönmesi, çelmecisi, alay edicisi, hödüğü, komplekslisi, beceriksizi, “ben yapamıyorsam o da yapmasın” diye elinden geleni yapıcısı ve daha türlü tasnif dışı türedisi fazlasıyla mevcut.

Özellikle Aydın Doğan medyasında ve onlarla benzer diğer kişi ve medya organlarında aynı düşünceler dile getirilmeye başlandı. “Araplar bile sahip çıkmazken, Filistinlileri bizim bu kadar savunmamıza ne gerek varmış?” “İran veya Malezya olmaktan güç bela olmaktan kurtulmuşken(!) şimdi de Ortadoğu’nun kucağına itiliyormuşuz.” “Birilerinin bunlara haddini bildirmesi lazım elbette ama dünyadaki 200’e yakın devletin içinden niye yalnız biz ortaya çıkalımmış? ” “Gemilere niçin askeri gemiler eşlik etmemiş ya da niçin İsrail’den izin almamışız” vs. vs. Basındaki beslemeleri, eski büyükelçi takımındaki monşerleri, CHP’de Kemal Bey’i, güdümlü ve göbekten dışa bağımlı profesör takımlarını biliyorduk ama Pensilvanya’daki hoca da bu kervana katılınca ak-kara iyice ortaya çıktı. “İsrail onayı olmadan hareket edilmesi otoriteye başkaldırı imiş. İsrail’le uzlaşma yolunu seçmemek, faydalı sonuçlar doğurmayacakmış.” Sevsinler senin otorite anlayışını ve diyalog yaklaşımını. Katillerle uzlaşma nerde görülmüş şey ki!. Bakın aşağıda bir röportajdan alınan bir bölüm var.

Soru: Mavi Marmara'nın yola çıkışını nasıl takip ettiniz? Fikir olarak size nasıl geliyordu?
Cevap: Medyadan ve internetten izledim. Mükemmel bir fikir olduğunu düşündüm. Gazze halkının durumuna dünya kamuoyunun dikkatini çekmenin daha iyi bir yöntemi olamaz gibi geldi.
Soru: Mesela yöntemi ajitatif (kışkırtıcı) buldunuz mu?
Cevap: Elbette ajitatif bir yöntem. İsrail'in tepkisini çekeceği besbelli olan bir yöntem. Tam da olması gerektiği gibi...
İsrail'le baş etmenin sessiz sakin, uslu bir yöntemi olabileceğine inanmıyorum. İsrail'den herhangi bir şey "rica" etmenin bir anlamı yok.
Bu, hem uluslararası, hem kitlesel, hem insani bir yöntemdi. Ve tam da bu nedenlerle, İsrail'in kaçınılmaz tepkisi nasıl bir canavarla karşı karşıya olduğumuzu bütün dünyaya gösterdi. (Pınar Öğünç'ün söyleşisi, Radikal-Cumartesi,5-Haziran.)
Yukarıdaki cevaplar Türkiye'nin "sosyalist ve Yahudi" aydını Roni Margulies'e ait.
Marguiles'in sözlerini buraya aldım. Çünkü zamansal açıdan daha önce söylenmiş olsalar da, Fethullah Gülen'e cevap niteliğindeler. ( Emre Aköz-Sabah Gazetesi)

Dünyanın en belalı ama en eski medeniyet bölgesinde hem de bir imparatorluğun varisleri olduğunu unutanlar, neredeyse İsrail’den özür dileme noktasındalar ne yazık ki. Merhum Attila İlhan’ın deyişiyle bu ülkede her zaman %10 mevcut olan hain kontenjanı böyle zamanlarda ortaya çıkıyor işte.

Artık açıktan açığa meseleye karşı çıkanlar, 2003’ün mart ayında Refah Mülteci Kampında İsrail buldozerlerinin önüne dikilen ve gövdesini mazlumlara siper eden gencecik Rachel Corrie kadar bile yürekli olamadıklarını gösteriyorlar her fırsatta. Yine bugün Hürriyet’te yayımlanan ve güya İsraillilerin sildiği denen iki fotoğraf dikkat çekiciydi. Ağlayan ve yaralı, savunmasız İsrail askerleri. Ama ne hikmetse fotoğraflar aynı gün İsrail’de de yayımlandı. “İşte bizim askerlerimize böyle saldırdılar.” Denilerek. Hürriyetin kahramanca kurtardığı bu fotoğrafların AYNI GÜN yayımlanması herhalde tesadüftür diyelim. Yoksa bunlar kardeş kuruluş olacak değiller ya (!).

Oysa biz istemesek de hem tarihi geçmişimiz hem bulunduğumuz coğrafya hem de insan olmanın olmazsa olmaz şartı, zulme razı olmama, mazluma yardım düsturu bizi büyük düşünmeye, büyük planlar ve hamleler yapmaya, rıza-i Hak yolunda çabalamaya mecbur ediyor. Merhum dedemin Gazze ve Filistin için savaşırken gazi olan bir Osmanlı askeri olması o topraklara asla kayıtsız kalamayacağımızın bir nişanesidir benim için. Her ne kadar Filistinliler dedelerinin yaptığı hatanın faturasını hala ödüyor olsalar da.

Bir de bu tatlısu aydınlarının ve emperyalist uşaklarının bilmediği bir ilahi hüküm var:”Onların bir hesabı varsa Allah’ın da bir hesabı vardır ve Allah hesap görücülerin en hayırlısıdır.” Umalım ki zalimlerin hesabının görüleceği, mazlumların güleceği ve Türk’ün gölgesinde huzur, güven ve rahattan başka bir şeyin barınmadığı o al sancağının yükseleceği günler yakın olsun.

Editörden

Pazar, Mayıs 30, 2010

2010, Mayıs, 30.

27 Mayıs Darbesi

Ahlaksız, izansız, neseb-i gayri sahih bir darbenin, 27 Mayıs 1960 darbesinin 50. Yıl dönümü.

2007, Ağustos …

Türkiye’yi her 10 senede bir, 50 sene öncesine götüren, Millet’in Türkiye’mizi 1923’e hapsetmeye yeminli gayr-ı meşru çocuklarının alışkanlık haline getireceği darbeler kapısını aralayan, bir Genelkurmay Başkanı’nın öldürüldüğü, bir Başbakanın ve bakanlarının idam edildiği 27 Mayıs Darbesi’nin, Türkiye’yi ileri taşıyan bir “devrim” olduğu propagandasının yoğun biçimde işlendiği bir dönemdi…

Yapılan ucuz propagandalar zihnimizi üşütüp uyuştururken, “Millet evlatları, halk çocukları, Yeniden Milli Mücadele neferleri böyle dönemlerde ne söylemişlerdi” sorusunun yanıtını aramak için internette küçük bir araştırma yaptım. Sonuç olumsuzdu. Elimizin ulaşabileceği en kolay mecra olan internette, en ufak bir “yazı” dahi bulunamıyordu… Bugün sayıları bir elin parmaklarını geçmeyecek olan gayr-ı milli siyasi fraksiyonların yayınladıkları ilk bildirileri dahi internetten okuyabiliyorken, hayatını Milletin refahına adamış bakanlar, milletvekilleri, bürokratlar, profesörler yetiştirmiş bir okulun, Yeniden Milli Mücadele’nin bırakın bildirilerini, bir araştırması, Türkiye’nin sorunlarında dair bir tespiti, mücadeleciler tarafından neşredilmiş bir eleştirisi dahi yoktu internette.

Sanki tarihte böyle bir siyasi hareket hiç var olmamış gibi…

http://mucadeleci.blogspot.com

Bu eksikliği gidermek adına, ilk olarak Matbaa’mızdan bir abiye ulaşarak destek istedim. Verilen yanıt manidardı. “Yeni yayınlarımızı takip edin, eski yayınlarımızdaki düşüncelerimiz zamanın imbiğinde damıtılarak olgunlaştı, artık daha mütekamil yayınlar ve fikirler üretiliyor”. Tabi böyle edebi bir cümle ile söylenmemişti. Kısaca “eskiyi boşver” minvalinde bir şeyler söylendi…

Aradığımız sorunun yanıtı bu değildi.

Bu noktada, tanıdığımız birkaç arkadaşımızın da fikirleri alınarak, bireysel bir karar ile şu anda bu yazıyı okuduğunuz mütevazı blog sayfamıza ilk yazımızı ekledik.

İlk eklediğimiz yazı: YENİDEN MİLLİ MÜCADELE - 1

Ve 2007 senesinin Ağustos’unda, duyuru için reklam yapılmayan, barındırma hizmetleriyle ilgili bir masraf gerektirmediği için reklam kabul edilmeyen, yalnızca Türkiye yakın tarihine olanca kuvvetiyle damga vurmuş bir fikir ve aksiyon hareketinin, bir siyasi hareketin internet arşivi olma amacıyla kuruldu sitemiz.

Sitemizin kayıtlı ilk ziyaretçisi 22 Kasım 2007 Perşembe akşamı sitemize girdi. Günde 3-4 kişinin girdiği bir günlük sayfasıydı ilk başta, bugün günde ortalama 60-80 kişinin girdiği bir günlük sayfası haline geldi. Hemen hemen güncel hiçbir haber bulunmayan böylesine özelleşmiş bir konu çerçevesinde hazırlanan bir çalışmanın bu kadar ziyaretçi almasına şaşırmıyoruz.

Zira, YMM’nin hak ettiği yerin, henüz teslim edilmediğine inanıyoruz…

Not: Henüz YMM çerçevesinde Anadolu’da yayınlanan yayınlarımızın-dergilerimizin isimlerine dahi ulaşamadık. Bu konuda bilgileri olanlar bir çalışma yaparlarsa arşivimize eklemek isteriz.

EDİTÖR


İMAN ET, MÜCADELE ET, ZAFER SENİNDİR!

ZAFER HAKK'IN VE HAKK'A İNANANLARINDIR!

YAŞASIN MİLLET, KAHROLSUN MİLLET DÜŞMANLARI!

YMM ve TİCARİ SAHADA OLUP BİTENLER

Cuma, Mayıs 14, 2010

YMM gibi büyük bir hareketin, öncüsü olduğu sahalardan biri olan ticaretteki uygulamaların dünü ve bugününe bu yazıda bir bakmak istiyorum. 1970’lerde başlayan bir teşebbüs sahası bu. Öylesine güzel ve göz yaşartıcı olaylarla süslü ki ayrıntıları ortaya çıktığında eminim pek çok genç kardeşimiz bir kez daha bu tablodan gurur ve hüznü birlikte duyacaklardır. Öyle fedakârlık sahneleri vardır ki bu ticari kuruluşlar oluşturulurken onun gururunu o zaman nasıl da coşkuyla hissetmiştik. Tam olarak ifade mümkün değildir ama biraz anlatmaya çalışayım.

“İhtilafta Rahmet Vardır” ya da Tartışabilmenin Güzelliği

Cuma, Mayıs 07, 2010

Mücadele Birliği gibi, bugün bile eşi benzeri olmayan bir mübarek kardeşliğin mensupları yıllardır kıyıda köşede seslendirilen ama kamuoyuna dillendirilmeyen düşünce, eleştiri ve yorumlarıyla nihayet bu sitede yer alıyorlar. Bu ne kadar güzel bir gelişme. Bunun ne derece güzel olduğunu teşkilatın son otuz beş yılında yer almayanlar tam olarak kavrayamazlar.
Kayıtsız şartsızteslimiyet Allah’tan başkasına yönelirse şirke girmez mi?

Sayın Yörük, Samimiyetle Söyleyiniz! - Hikmet Sofu

Perşembe, Nisan 29, 2010

Egemen Millet'in Sesi gazetesinden iktibastır.

Sayın Rıfat Yörük,

"Edibali, Tantan ve "Derin Mücadeleciler" adlı, 29 Mart 2010 tarihli, ağır iftiralarla dolu, sonu nasihatle(?!) biten yazınızı(?!) 15 Nisan'da okudum.

Yazınızın(!?) bana hatırlattıklarından sadece bir kaçını size yönlendiriyorum:

Gurbetten Sılaya Göç Edenler - Rıfat YÖRÜK

Çarşamba, Nisan 28, 2010

Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber
Hiç güzel olmasaydı ölür müydü peygamber?

...

Öleceğiz müjdeler olsun, müjdeler olsun !
Ölümü de öldüren Rabbe secdeler olsun!

Necip Fazıl KISAKÜREK

60’lı, 70’li, yıllardı. Hepimiz için zor zamanlardı. Ülkemiz kuzeyden ve batıdan gelen şiddetli fırtınalarla sarsılıyordu. Kardeş kardeşe düşmüş, gözleri kan bürümüştü. Bizler de henüz 18’li, 20’li yaşlarda gencecik filizlerdik. Gücümüz az, sayımız az, tecrübemiz azdı. Fakat ızdırabımız büyüktü. Birikimi ve misyonu büyük bir milletin köleleştirilmesine karşı baş kaldırmış asil yüzlerdik. Anadolu’nun dört bir yanından harekete geçmiş ve Allah’ın lütfu sayesinde buluşup kardeş olmuştuk.

"35 yıldır unutamadığım o çorbanın sırrı" - Rıfat YÖRÜK

Pazartesi, Nisan 26, 2010

HaberTaraf.com'dan iktibastır.

Yıl 1975, İzmir. Soğuk bir kış günü Bornova Merkez Camii’nin biraz üstünde, dere boyunda bulunan Yeniden Milli Mücadeleci arkadaşlarımızın kaldığı mütevazı bekar evindeyiz. Yeni alındığımız haftalık “kültür çalışması” için bir grup yeni üniversiteliyle birlikte buradayız. Diş Hekimliğinde okuyan ve daha sonraları kalabalık bir grubun saldırısına uğrayarak İzmir’i terk etmek zorunda kalan fedakar Mehmet abimizin yönetimindeki çalışmaya başlamadan önce bize bugün adını tam olarak hatırlayamadığım sıcak bir çorba ikram ediyorlar. Hiçbir zaman bekar evlerinde kalmamış, her daim ailesinin yanında bulunmuş, üniversite tahsilini kızkardeşiyle birlikte aynı evdeyken bitirmiş “rahat ve şanslı” biri olarak, bu sade çorbanın lezzeti ve güzelliği karşısında eziliyor, aradan tam 35 yıl geçmesine rağmen hala unutamıyorum.

Dilerseniz, sofrada başka bir yemek olmamasına rağmen karnımızı doyuran, üstelik maharetli bir hanımın değil bekar bir üniversiteli “kardeş”imizin elinden çıkan o bereketli çorbanın izini sürelim, tarihi sırrını öğrenelim.

Edibali, Tantan ve “Derin Mücadeleciler” - Rıfat YÖRÜK

Pazartesi, Nisan 12, 2010

HaberTaraf.com'dan iktibastır.

Yurt Partisi Genel Başkanı Sadettin Tantan’ı Ankara’daki genel merkezinde ziyaret ediyorum. Makam odasında yaptığımız sohbet esnasında 12 Eylül öncesi yetiştiğimiz ocak gündeme geliyor. Ben “Yeniden Milli Mücadele” kökenli olduğumu belirtince “ha, şu Ziya Uygur’un kurduğu teşkilat mı?” diyor. Biraz daha konuşturmak için “Ne Uygur’u? Aykut Edibali kurmadı mı?” deyince gülüyor. “Peki sizin yetiştiğiniz ocak hangisi?” deyince “polistik işte. Bizim vazifemiz de sizleri takip etmekti” diyor. Gülüşüyoruz. Teşekkür ediyor ve geniş bir zamanda geniş bir röportaj yapmak dileğiyle ayrılıyorum.

Eve geldiğimde ilk işim, daha önce de adını birkaç kez duyduğum merhum Ziya Uygur hakkında araştırma yapmak oluyor. Turancı bir subay olduğunu, yüzbaşıyken 3 Mayıs 1944 Türkçülük olayları sırasında ordudan atıldığını ancak askeri istihbaratçılık görevinin uzun yıllar sürdüğünü, Siyonizm ve masonluk konusunda uzman olduğunu, bu sebeple Mücadele Birliğini kuranların kendisinden uzun yıllar özel dersler aldığını kısacası bazı çevrelerce “Mücadele Birliği’ni kurduran isimlerden biri” olarak görüldüğünü öğreniyorum.

Kültür ve Sanat Dergiciliğinde Mücadeleci Bir Mektep: Pınar Dergisi

Pazar, Nisan 04, 2010

Yaklaşık bir sene önce Serkan Kardeşimiz sormuştu...


Ah Pınar dergisi,
Kutlu davanın, sanat damarı...
Neredesin???

Bu çağrıya kulak vermemek mümkün mü? Pınarımızı bir kez daha hatırlayalım!





Islahatçı Demokrasi Partisi Seçim Çalışmalarından

Cumartesi, Mart 20, 2010

Islahatçı Demokrasi Partisi

Pazartesi, Mart 15, 2010

Edibali Adaylarını Tanıttı (IDP - 07.03.1989)

Perşembe, Şubat 18, 2010

Mücadele Birliği - Ahmet Taşgetiren

Pazartesi, Şubat 01, 2010

alıntı yapılan site: Yeni Şafak

Mücadele Birliği 1960 - 70'ler Türkiyesi'nin etkin bir kuruluşu idi. 75'lerden sonra dağılmaya başladı. Bu kuruluşun 2005'lerde de güncellik kazanması dikkat çekici.

1968 - 1978 yılları arasında Mücadele Birliği içinde bulundum. Birliğin Yeniden Milli Mücadele isimli haftalık dergisi ve Bayrak isimli günlük gazetesinin yazıişleri kadrosunda etkin görev yaptım. Pınar isimli kültür ve sanat dergisinde yazılar yazdım, yayınında etkin danışmanlık katkım oldu.

YMM'den Millet Partisi'ne Düşünceler, Eleştiriler ve Çözüm Önerileri

Cuma, Ocak 29, 2010

Bilmenin Vebali
Bu incelemede ele alınan her şey; her türlü önyargıdan, fanatizmden, öfkeden, bir çıkar beklentisinden vs. anlayış ve yaklaşımlardan uzak; hâlâ bir şeyler yapılabileceğine bütün kalbiyle inanan, hâlâ bu ülkenin yarınlarını güzelleştirmek isteyen ve üzerindeki VEBAL’in ağırlığını hisseden bir kardeşin muhasebe ve murakabesidir. Evet, ben de diğer kardeşlerimiz gibi bir vebalin ağırlığını her geçen gün daha çok hissedenlerdenim.

YMM'den Millet Partisi'ne Düşünceler, Eleştiriler ve Çözüm Önerileri - 2

birinci bölüm: Bilmenin Vebali
İşte bu yazı bu soruyla mücadelenin artık örtülemez, saklanamaz baskılanamaz bir dışa vurumudur. Bu yazı, “bir problemi başladığı yerden çözünüz” tespitinin, vebali paylaşma ve hafifletme arayışının bir sonucudur.

Şimdi meselelerimize biraz daha yakından bakalım. Madem bu kadar üstün vasıflı bir harekettik, Edirne’den Van’a yurdun her köşesinde her kardeşimizde fikri ve insani kaliteyi bu kadar yükseltmişken bunu siyasi hayata, kitlelere niçin yansıtamadık, ulaştıramadık ve bugün siyasi parti olarak tablonun dibinde yer aldık? Ve niçin böyle giderse o tabloda hiç yer almayacağız?

Bir siyasi partiye dönüştüysek ve neticede Türkiye’de iktidara talipsek bu ve benzeri soruları cesaretle cevaplamalıyız. Elbette olaya bir tekke veya tarikat mensubu gibi değil bir siyasi partinin yetişmiş elemanı gibi bakıyorsak.

IDP’ ye gelmeden, henüz dernekler şeklinde teşkilatlanmışken yaşanan acı bir yanlıştan söz etmek istiyorum.

YMM'den Millet Partisi'ne Düşünceler, Eleştiriler ve Çözüm Önerileri - 3

birinci bölüm: Bilmenin Vebali
İşte 12 Eylül 80 öncesinde bunları yaşayan teşkilatımız yine de diriliğini kaybetmemiş, İDP ile siyaset sahnesine de hızlı ve muhteşem bir giriş yapmıştık...Ankara’yı sonra İstanbul’u medyası, siyasi parti ve çevreleriyle sarsan, “kim bunlar ve ne oluyor?” dedirten bir girişti bu. Bilenler biliyordu ama 12 Eylül ihtilali sıcaklığını korurken yapılan bu büyük hamle hem Özal’ı hem Demirel’i hem de onların hami ve hempalarını elbette rahatsız etmişti.

Miting Fotoğrafı

Perşembe, Ocak 28, 2010



Mücadele Birliği tarafından yapılan bu mitingin kaç senesinde, nerede yapıldığının yanıtını bilen var ise yorum olarak ekleyebilir. Mümkünse fotoğrafı çeken kardeşimizin ismini de yazabiliriz.

Eleştirilere Yanıt

Ana Başlıklar:
YMM'den Millet Partisi'ne Düşünceler, Eleştiriler ve Çözüm Önerileri - 4
Facebook grubumuzda yapılan tartışmalar

Sayın Tekeli şiirlerinizi de siteye ben ekledim. Şimdi de görüşlerimi açıklıyorum:

Değerli Kardeşim, Aiziz Dava Arkadaşım
Ben o hali yaşadım.

YMM'den Millet Partisi'ne Düşünceler, Eleştiriler ve Çözüm Önerileri - 4

Çarşamba, Ocak 20, 2010

birinci bölüm: http://mucadeleci.blogspot.com/2010/01/ymmden-millet-partisine-dusunceler.html
Ben siyasi faaliyetlerde de, günlük hayatta da çözüm önerisi olmayan eleştiriyi hep dedikodu ve kolaycılık olarak görürüm. Birçok şeyi beğenmeyebiliriz, yanlış buluruz. Buraya kadar normal ama doğrusu şu: Daha iyisini yapabilmek için senin önerin ne? Ne yapmalıyız madem?

Yukarıda sıralamaya çalıştığım belki istense daha da artırılabilecek eksiklikler için doğruluğuna inandığım ve Türkiye’nin değişik yerlerinden pek çok arkadaşımızın da katıldığı veya benzerlerini seslendirdiği çözüm önerilerine geçiyorum şimdi. Üç aşamalı bir faaliyetle önce teşkilat-parti anlamında toparlanır ve şöyle bir doğrulur sonra gayretimiz ve nasibimiz oranında davamızı sürdürürüz.

Son Yorumlar

İman Et
Mücadele Et
Zafer Senindir!

Yeni Yayın Geldiğinde E-Posta Almak İstiyorum

Zafer Hakkın
ve Hakk'a inananlarındır!
Kopyalama hakları: GNU, GÖBL.