GİDENLERİN ARDINDAN BİR TARİH MUHASEBESİ

Salı, Temmuz 05, 2011


Sekene iki kala dünyaya gelmiş bir kuşağın yani sancılı 80 ihtilali günlerini kundakta ve kucakta atlatmış fertlerinden biriyim. Ne ki dünyaya gözlerimi açtığım ev eski kitaplar, mecmualar ve siyah beyaz bir tarihle doluydu. İlk kendimi buluşum kitaplar arasındadır. Hâlâ da arayışım devam eder. "Kitapların sonu yoktur" diyen üstadımızın izinden gidiyoruz, hiç bitmemecesine. Evimiz aynı zamanda sadece isimlerini ve tebessümlerini hatırladığım koca koca adamların da sanki nümayiş yeri idi. 



Belli zamanlar toplanırlar, bazen dışarıdan misafirler gelir, onlarla da kapalı kapılar arkasında bir şeyler konuşurlar. Çocukların girmesi yasaktır, "senin aklın ermez" denilir kapı önünde hüküm gecesi gibi beklenir. Ne konuşulur, ne söylenir havsalamda hepsi muamma. Ama iyi şeyler konuşulduğuna kaniyim, çünkü evimize gelen bütün amcalar ve ağabeyler iyi insanlardı. Buraya neden geldim; iyi ağabeyler, güzel amcalar benim ruh dünyamda derin izler bıraktılar. Adını Yeniden Mili Mücadele olduğunu öğrendiğim, sahici ve sarsıcı bir gençlik hareketi, çocukluğumda ve halen de büyük efsanelelerle anılırdı. O zamanlar aklıma koyduğum bir rüyayı gerçekleştirme hayaliyle yaşadım, yaşıyorum. Gittiğim her yerde mücadele mektebine yolu düşmüş kim varsa kapısını çalmak, benim için biz vazifeydi sanki. İlk ciddi sorgulamalarım, daha doğrusu işin tarihini kurcalama merakım 1996 yılında Kırşehir'in Toklumen kasabasında bir telefonla başladı. Telefonun öbür ucundaki isim Bursa’dan Yılmaz Karaoğlu idi. Sonra Yusuf Ziya Özkan'a abim eliyle ulaştırdığım bir mektup yazdım. İsimler adresler birbirini kovaladı. Sorduğum sorular hep afaki cevaplarla bana dönse de bu işi seviyordum ve bunu yaparken kendi zihin tarihime de kayıt düşüyordum. IDP'li yıllar ayrı bir heyecan fırtınasıydı benim için. Sayıca azdılar ama samimiydiler, inanmıştılar. Ne ki sonra "araya dünya girdi" kardeşlik de bozuldu, mücadele tavan arasında tozlu, izbe kuytulara kaldırıldı. Bir avuç inanmış adam derler ya, hep sonrasında bir avuç kaldılar sonra ne adam ne de avuç kaldı. yerle yeksan oldu herşey. "Göçtü kervan kaldık dağlar başında" idi sanki. Artık çocukluk diyemeyecek kadar akli melekelerimizin yerinde olduğu bir çağda "nedeni, niçini, nasılı" kendimizce ve kendimize sormaya başladığımız bir döneme girdik. Meğerse bu yolda yalnız değilmişim karşıma Ankara'da yayınlanan Çınar dergimizin yazar kadrosundan ağabeyler çıktılar. Onların da hissiyatları aynı olunca başta Mehmet Akif Ak ve rahmetli Ziya Uygur ziyaretleri de peşi sıra geldi. Ama bir türlü sıra gelmeyen bir isim vardı ve içimin cız ettiği haberle vefatını duyduğum isimden başkası değildi o kişi: Necmeddin Erişen. O mücadele mecmularında, hapishanede yatarken parmaklıklar arkasında çekilen resminden ya da meydanlara ilham veren kudretli hitabeti esnasında çekilmiş fotoğrafından ve de kütüphanemizde bulunan “Gerçek Emperyalizm” isimli kitabından tanıdığım Necmeddin Erişen. Bunun dışında bir telefon görüşmesi, Adana'da olduğunu öğrendiğim 
yıllar öncesinin buğulu bir hatırası ve "Zorda Yürümek" kitabı. Evet "Zorda Yürüyen" adam günün birinde kendi çabasıyla Kurtuluş Savaşı Milli Mücadelesini anlatan öyküsünü kaleme alır. Kapağa da Yeniden Milli Mücadele yıllarının ihtişamlı günlerinin siyah beyaz resimlerinden oluşan tarihi bir panorama girer. “Milletim.!. Tarihin Sesini Dinle.” pankartının arkasında sıralanan bir grup inanmış adam, mahkeme salonlarından, meydanların ihtişamlı mitinglerine, parmaklıklar arkasında bakışı ve yüreği yiğit bir adam Necmeddin Erişen… 1994 yıllında bu yayınlanan kitap Türkiye Gazetesi kültür sanat sayfasında tanıtılır. “Eğitimci Necmeddin Erişen’in “Zorda Yürümek” isimli kitabı yayınlandı. Erişen, kendi imkânlarıyla yayınladığı eserinde, Milli Mücadele yıllarında Anadolu insanının çektiği sıkıntılara yer veriyor ve inanmış insanların çilelerini anlatıyor. Köylerden şehirlerden Anadolu’nun her köşesinden yükselen inanmış insanların feryatları hacmi küçük kitapta coşkulu biçimde ele alınıyor. Kitap, Murat Reis mh. Silahtarbahçe sk. No:56/1 Üsküdar, İstanbul adresinden temin edilebilir.” Küçük bir ilan ama benim için tesiri çok büyük. Hemen kağıt kaleme sarılıp mektup kaleme aldığımı hatırlıyorum. Mektupta neler yazdığımı hatırlamıyorum ama o yaşımın verdiği hissiyatla gözümde efsaneleşen “Mücadele Birliği neden dağıldı?” sorusunu sorduğumu hatırlıyorum. Nihayet Necmeddin Erişen'den kitap gelmesi bende büyük bir heyecana sebep olmuştur.  Kitabın iç kapağına zımbalanmış bir not:
 "Kardeşim Kâmil
Çok nâzik mektubunu aldım mütehassis oldum. Allahım bir gün karşılaşmak nasip ederse her şeyi konuşuruz. Yeniden dirilmek gibi bir şey. Bu kitaptan arkadaşlarına da tavsiye et. İnşa Allah güzel hizmetler edesin.
Necmeddin Erişen"
yine kitabın üzerinde 6.7.1994 tarihi düşülmüş ve imzalanmış.
Bence Necmeddin Ağabey üzerinde bir şeyler yazılıp çizilmeyi hakedecek derece de önemli bir isimdi. "Tarih yazan bir teşkilatın genel başkanı" olması bile başlı başına mevzu bahis konusudur. Necmeddin Ağabeyin vefatı (4 Haziran 2011 Cumartesi) bir gerçeği daha aynel yakin görmemize neden oldu o da tarih yazanlar birer birer tarih sahnesinde çekiliyorlar. Sanki “yavaş yavaş tükeniyoruz, yok mu bu tarihe müşteri çıkacak?” dercesine. Bunun bir önceki aylarda şahidi Mehmet Güngör Ağabeydi. O da sessiz, münzevi bir hayat yaşadı son günlerinde ve çekildi sahneden. Mekânı cennet olsun. Yine bir isimsiz kahraman Öğretmen Veysel Dağdelen ağabey, neler görmüş neler geçirmişti ve ne çok şey yaşamıştı bizim bilmediğimiz ama hep dinlediğimiz. O da terketti bu meclisi. Kimler göçüp gitmemiş ki sessiz sedâsız: Mehmet Çetin, Mehmet Ali Taşçı, Necati Akyan, Faik Eryıldız ve nice isimsiz kahramanlar. Hepsine binlerce rahmet…
Ölümler biliriz ki sessiz nasihattir anlayana. Hem gider, hem nasihat eder, hem uyandırır. Giden bu güzel insanların ismini tarihe düşecek yok mudur içimizde? Vardır ama bu işi kuvveden fiile çekip çıkaracak, herkesin eteğindeki taşların dökülmesine yardımcı olacak bir itici güç lazım. Rahmet okuyalım, hayırla analım ama bu isimleri henüz dünyadan göçmeden hatırlayalım, erken gidenlerin isimlerini de abideleştirelim. "Ayağa kalk Sakarya" demeden "Aziz Millet Uyan Artık Geç Oldu" demenin zamanı geldi de geçiyor.
(Zorda Yürümek kitabının arkasında yer alan Necmeddin Erişen Ağabey’e ait olduğunu düşündüğüm “Çığlık” isimli şiiri belki duygularımıza tercüman olur diye yayımlıyorum)
Çığlık
Bir ses yükseliyor enginlerden
Yangındaki yavrusuna kavuşan
Anne çığlığı.
Bir umut yükseliyor ufuktan
Boynu bükük gariplerin
Yetimlerin âhına

Bir ses yükseliyor derinden
Seherler dolusu umutlar
Gönüller dolusu duâlar.

Bir inilti geliyor derinden
Pas tutmuş asırların içinden
Silerek silkinerekten

Bir inilti geliyor derinden
İnadına yüklü omuzları
Zulümlerle çilelerden
Bir ses yükseliyor asırların içinden
Taa! Başlarda
Yalçın kayalıkları çatlatarak çıkan
Masum bir fidan gibi duygulu
Derinlemesine içten, yürekten
Bir ses yükseliyor ufuklara
Yağmur yağıyorcasına
Sanki bir hâmi
Kuruyan otlara.

Bir ses yükseliyor ufuklara
Yeni bir hayat,
Bir şahsiyet veriyor
Beyinlere, gönüllere, umutlara.
Necmettin ERİŞEN (Merhum)
İletişim: kamilbuyuker@gmail.com

1 yorum:

gundoganfa 5 Temmuz 2011 18:06  

Yakınlarda ahirete göçen ağabeylerin ardından, aynı soru(n)lar benim de zihnimi kurcalıyor...

Necmettin Ağabey'in vefatından önce, Mücadele Birliği dağılışı(ve toparlanabilirliği) üzerine konuşmak için sözleşmiştik kendisiyle. Kısmet olmadı...

Abi seninle, ağabeylerle ropörtaj/anı derleme tarzında birşeyler yapalım diye konuşmuştuk, konuştuğumuz isimler birer birer vefat ediyor.

Allah gidenlere de kalanlara da rahmet eylesin demek geliyor içimden...

Allah rahmet eylesin.

Yorum Gönder

"Mücadele Birliği nasıl ki kurluduğu yıllarda sahabe iştiyakı, imanı, gayreti ile çalışmışsa; Bugün de hiç bir grup, parti, şahıs tekelinde değildir.

Bu teşkilatın tezgahından geçenler yine aynı kardeşlik duyguları ile birbirlerine bağlıdır. Bunu ifsad eden, arada husumeti yayanlar asla Mücadeleci olamazlar!"

Son Yorumlar

İman Et
Mücadele Et
Zafer Senindir!

Yeni Yayın Geldiğinde E-Posta Almak İstiyorum

Zafer Hakkın
ve Hakk'a inananlarındır!
Kopyalama hakları: GNU, GÖBL.