Eleştirilere Yanıt

Perşembe, Ocak 28, 2010

Ana Başlıklar:
YMM'den Millet Partisi'ne Düşünceler, Eleştiriler ve Çözüm Önerileri - 4
Facebook grubumuzda yapılan tartışmalar

Sayın Tekeli şiirlerinizi de siteye ben ekledim. Şimdi de görüşlerimi açıklıyorum:

Değerli Kardeşim, Aiziz Dava Arkadaşım
Ben o hali yaşadım.


Maraz halindeki bir psikolonin patolojik ruh halidir o.
Bu hali üç yıla yakın ve şiddetli bir şekilde yaşadım....

Nefis ve şeytan insana müthiş bir ateş veriyor ve çoğu vehme dayalı birçok şey aklına geliyor. Bunların da hak olduğuna inanıyor, esip savuruyorsun. Kafanda oluşan vesvese ve vehimlere de inanıyorsun. Hem de kati bir şekilde inanıyorsun.

Bu durumdan, halden ben nasıl kurtuldum?

Sorumlu dava adamının yöntemidir de benim yaşadığım. Durumumu halimi bizzat telefonla genel başkana arz ettim.  Bu anlatılanlardan çok öte, edep sınırlarını aşan çok şeyi Hocamla bizzat paylaştım. Saygıdeğer Hocamın müthiş sabır ve hoşgörüsüyle karşılaştım.

O, "Gel seni 15 gün evimde misafir edeyim" dedi. "Şu anda Mehmet Emrullah Bey'in düğünü için Antep"e gidiyoruz. İsterseniz oraya gelin ordan İstanbula geçeriz." dedi. Antep'e gittik. 2 gün orada çalıştık.

Peşinden İstanbula geçmedim,ama Hocamın bulunduğu her yere giderek hem güngörmüş,bilge arkadaşlarla hem de Hocamla sıcağı sıcağına sorunlarımı paylaştım,istişare etme imkanı buldum.

İki sefer Kıbrısta 15'er gün aynı otelde kalma imkanı oldu.

Peşinden Ankarada, Tokatta, Adanada, Muğla'da birer hafta kaldık.

Yani sorumluluk konuyu ehli ile istişare etmek, peşinden istihare etmek ve öylece güzellikle helallaşarak ayrılmak.

Müslümanca tavır budur.

Nitekim Tüm bu istişaredelerden sonra yaptığım istiharede Hocam Rüyamda şu tarihi olayı bana anlattı:

“SABIR VE ZAFER”

Bir büyük deniz savaşında Kaptan-ı Derya amiralleriyle, leventleriyle denize açılır. Ancak haftalarca, aylarca o koy senin, bu liman benim gemilerini devamlı yer değiştirerek saklamaktadır.(Düşmanın karşısına çıkacak uygun zaman ve şartların oluşmasını beklemektedir.) Leventler komutanlarını çok sevmektedir; ancak düşmanla bir türlü karşılaşmayıp haftalarca, aylarca yer değiştirip saklanmalarına, adeta kaçmalarına da bir anlam verememekte ve sabırsızlanmaktadırlar. Haftalar geçtikçe isyan etmeye komutanlarını korkaklıkla suçlamaya,komutanlarının en yakın danışmanlarının komutanlarını pasifize ettiğine dair söylentileri yaymaya başlarlar. Allah’a verecek bir canımız var.Çıkalım düşman karşısına der leventler. Haftalar ilerledikçe kimi leventler donanmadan ayrılırlar. Ummanın uçsuz bucaksız derinliklerinde kaybolup giderler.Helak olurlar.

Haftalar geçtikçe ayrılmalar devam eder. Deryalarda hazır nazır küffarın kökünü kazır yüreği çatal heyecanlı leventler sabırsızdır. Haftalar geçtikçe sabırsızlık daha üst makamlara sıçramaya başlar kimi amiraller de yanlarında bazı alt düzey komutanlar ve leventlerle filodan koparabildikleri filikalarla ayrılırlar.

Ayrılanlar ne olur bilir misiniz?

Kimileri Akdeniz’de uzun süre ne yapacağını bilemez durumda gezer. Peşinden kendine göre bir üst oluşturur ayrılanlardan ve diğer kesimlerden de yanlarına katılanlarla daha sonra kazanılan zaferde önemli katkılar sağlar, kimileri, Malta şövalyeleri tarafından avlanır, parçalanır ve yok edilir. Sonları çok hazin olur. Kimileri de düşmanlar tarafından tutsak edilerek Kadırgalarına ayaklarından halatlarla bağlanarak yıllarca forsalık yapar. Maalesef yıllarını bir tutsak forsa olarak düşman gemilerinde hizmetle geçirir.

Vakit tamam olur bir Perşembe akşamı Başkomutan, tüm amirallerini,leventlerini toplar ve onlara:"Beklenen gün gelmiştir. Herkes hazırlığını yapsın,abdestini alsın yarın tan ağarmasıyla birlikte harekete geçeceğiz." der.

Geride kalan az bir toplulukla güçlü düşman karşısında asırlarca izleri silinmeyecek bir zafer kazanılır. (Zafer kazanılınca ilk iş düşman kadırgalarında tutsak forsa olan kardeşlerinin ayaklarının bağını çözüyor ve bir güzel kucaklaşıyorlar hasretle...)

Nitekim Yüce Kur’an:“Onlar, (Tâlût ve ordusu) Câlût ve ordusuna karşı meydana (savaşa) çıktıklarında, dediler ki: ‘Rabbimiz, üzerimize sabır yağdır. Adımlarımızı sâbit kıl (kaydırma) ve kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et” (2/Bakara, 250).

Talut ordusuyla hareket ettiği zaman "Allah sizi bir ırmakla deneyecek, kim ondan içerse benden değildir. Kim ondan tatmazsa, işte o bendendir, ancak eliyle bir avuç alanlara izin var" dedi. Derken oraya varır varmaz pek azı hariç, hepsi ondan içtiler. Talut ve ona iman edenlerle hep beraber ırmağı geçtiler. O zaman da "Bizim bugün Calut ve ordusuyla savaşacak gücümüz yok" dediler. Allah'a ulaşacaklarına inananlar: "Nice az topluluk, Allah'ın izniyle nice çok topluluğu yenmiştir" dediler.

Calut ve ordusuna karşı meydana çıktıklarında (Allah'a kavuşacaklarına inananlar) şöyle dediler: "Ey bizleri yetiştiren Rabbimiz! Üzerimize sabır dök. Ayaklarımıza sebat ve dayanıklılık ver ve bizi bu kafirler topluluğuna karşı zafere ulaştır."

Bakara Suresi - (249-251)

Tabii o zamanlar 30 yıllık dava adamıydım.

Ömrümü harcadığım bir kutlu davayı kafama esen istihvamlarla ve vehimlerle terk edemezdim.
Konuyu erbabıyla istişare etmeli istihare etmeli sonra Hocamla görüşmeli ve helallaşarak ayrılmalıydım. 

Ama süreç bizi son nefese kadar Hak ve millet Mücadelesinin neferi yaptı elhamdülillah.

Ben Arkadaşlarımı kınamıyorum.

Bu hal insanın başına gelebilir. Ama bunu aşmak için çok çalışmak gerekir. Buna Büyük Yeniden Milli Mücadele denir. Savaşı öncekendimizle o dağ gibi nefsimizle ve şinsi şeytanla vereceğiz.
Bunun için Kuran'ı baştan başa anlayarak okuyacaksın,sünneti okuyacaksın,gece sabahlara karar gözyaşları içerisinde rabbine istiğfar edeceksin,İnkılap ilminden Sratejiye Yeniden Milli Mücadele pınardan çınar'a hepsini okuyacak ve anlayacaksın,son olarak Kadroların vazifelerini Kuran'ın Aksiyon Öğretisiyle birlikte mutlaka okuyacaksın,birlik davamızı iyice okuyup anlayacaksın. Yani 30 yılı geri getireceksin. Sonra verdiğin sözleri bir bir hatırlayacaksın
Hatırlayalım bir kongrede Sayın Genel Başkanımız: Biz de biraz yalan,biraz haram biraz hile yaparak iktidar olalım mı? demişti.

Bizler hep bir ağızdan "hayır"demiştik.

O da o zaman: "Ama bu iş zordur,çilelidir. Bizimle sonuna kadrar var mısınız?" demişti.
Biz de hep bir ağızdan gür bir sesle "evet" demiştik.

İşte ahdimiz budur.

Genel başkan bunun üzerine: "O zaman sizler; Lobilere, holdinglere menfaat çevrelerine teslim olmamış ve olmayacak yepyeni bir gücün ortaya çıktığını, yenilmez iradesini; varlığınızla Türkiye'ye, Ortadoğu'ya, yeryüzüne ve cihana ilan ediyor, ispat ediyorsunuz. Kutlarım hepinizi." demişti.

Ben bütün arkadaşlarımı asıl zor olan Büyük Yeniden Milli Mücadeleye çağırıyorum.

Evet ben bu çalışmalardan,Bu istişare ve istirarelerden ,ehil insanlarla ve Hocamla aylarca beraber kaldıktan sonra kararımı verdim ve ayrılmak yerine ölesiye bu davanın, Hak ve Millet davasının hizmetkarı olmaya karar verdim.Yaşadığım bu süreç de benim için bir aşı gibi oldu.

Nitekim aşılanan insana da zayıflatılmış zehir(mikrop) veriliyor.

Aşı esnasında aşılanan kişinin bazen ateşi yükseliyor hatta hasta bile olabiliyor. Ama sonunda bu bulaşıcı hastalıkla baş etmesini öğreniyor bünye.

Dolayısıyla biz de bu deneyle aşılanmış olduk ve eskisinden sağlam hale geldik.... Devamını Gör
Ama 3 yıl çalıştım. Okudum,tefekkür ettim,istişare ettim,istihare ettim.

Arkadaşlarıma bu yolu tavsiye ederim.

Bizi bekleyen şahsi,ailevi, millet ve cihan çapında görevler var.

Sen bu görevler için yetiştirildin.

Yetti artık naz vakti. Görevinin başına kardaşım, haldaşım,

Selam,sevgi,hürmet ve muhabbetlerimle...
Baki Huda'ya emanet olalım efendim.

Mehmet MUTLUOĞLU

20 yorum:

Adsız,  28 Ocak 2010 17:38  

Abi. Seni anlıyorum. Sen de eleştiri yapanları anlıyorsun zannediyorum. Allah yolunu açık etsin.

Dah önce de yazmıştım... Kimi zaman fitneyi durdurmanın en güzel yolu, tahtı terk etmektir!

Osmanlı padişahları dahi tahtı bırakmışlardır ki, Aykut Bey padişah değil bir örgüt lideridir.

Demokratik kuralların işleyeceği bir kurultay tarihi çok önceden açıklansın ve o kurultaya adaylar hazırlansın diyeceğim. Amma o bile mümkün gözükmüyor, sebebini sizin ferasetiniz çözer...

Aykut Bey, bırakmalıdır. Bunu söylemek hala "fitne" gibi algılanıyor. Nerede o kadar insan? Hepsi de fitneci değildi ya abi. Allah aşkına hak verin abi...

Adsız,  28 Ocak 2010 21:06  

AVRUPA BİRLİĞİ MACEREASI TÜRKİYE’NİN İNTİHARI OLACAKTIR

Dileğimiz odur ki, Türk Milleti; 75 yıl önce kendini vatansız, devletsiz bırakıp, parçalamak ve yok etmek isteyen emperyalist güçlerin canavar hayallerini unutmasın. Türkiye’yi yok olmaktan kurtaran mukaddes ve aziz ölçüleri, hedefleri ve imanı daimi hatırlasın.
Liderler demokrasisinin, artık aşılması için siyasi partilerin grup nizamnamelerindeki tek parti dönemlerini hatırlatan anti-demokratik kayıtların partilerimiz tarafından kaldırılması gerektiği inancındayız. Aksi halde, ülkeyi bir azınlık iktidarına mahkum ederiz, ne siyasette istikrar kalır, ne halkın ve ne de hakkın hakkın hâkimiyeti gerçekleşemez.
Dünyamız baş döndürücü bir değişim içerisinde, Türkiye çok büyük tarihi fırsatlar karşısında olduğu gibi, ciddi problemlerle de karşı karşıya. Avrupa Gümrük Birliğiyle ilgili ilişkilere, milli hâkimiyet ve Türkiye’nin menfaatleri açısından bakmak istiyorum.
Bir süreden beri Türkiye siyaset ve fikir hayatında milli hâkimiyet ilkesinin, bağımsızlık esasının modası geçmiş bir kavram haline geldiği, ulus, devlet kavramının, terk edilmesi gerektiği ifade edilmektedir. Bazı liderler artık bağımsızlık kavramının eskidiğini ve artık ülkeler arasında bir karşılıklı bağımlılık döneminin açıldığını söylemektedirler. Siyasi tarih şahittir ki, devlet bir milletin, bir toprak parçası üzerindeki kayıtsız, şartsız, ortaksız egemenliğidir. Egemenlik, bölünmez, paylaşılmaz, değiş-tokuş edilemez. Bu egemenlik, münakaşa edildiği, paylaşıldığı zaman devlet biter, yerine bir vasal devlet gelebilir. Bir karşılıklı bağımlılıktan bahsedilemez.
Yüce meclisin, bu katılma talebini inceden inceye, tarih, ilim ve ülke gerçekleri huzurunda müzakere etmesini istiyoruz.
Özellikle bağımsızlık prensibine, milli hâkimiyet esasına aykırıdır; milliyetçilik, halkçılık ve devletçilik gibi Anayasa ilkelerine de aykırı olduğu açıktır ve Avrupa Topluluğu hukukuna aykırı olan ilkelerin terki gerekmektedir.
Mehmet Mutluoğlu

Adsız,  28 Ocak 2010 21:06  

Avrupa Topluluğu isimli, farklı bir medeniyet ve kültür dünyasındaki kayıpları ve kazançları araştırılmamış geçiş dönemi ve katılım halinde problemlerin nasıl çözüleceği, Türk toplumunun yanında bulunan ilim adamlarından meydana getirilmiş enstitüler ve akademiler tarafından incelenmek lazım gelirken hiç tutarlı ve bütüncül hazırlık yapılmamış, kamuoyunun Avrupa Topluluğuna katılma yanlısı sektörler, gruplar ve lobiler tarafından aldatılmasına göz yumulmuştur.
Hala da Avrupa Topluluğunun bu medeniyet ve siyaset boyutu göz ardı edilmektedir ve Avrupa topluluğuna katılmanın, devletimizi vasal bir devlet haline getirme, kültür ve medeniyetimizi ise, Avrupa Medeniyetinin antropolojik bir kalıntısı haline getirme –ciddi ve kaçınılmaz- tehlikesi bulunmaktadır.
Ama gümrük Birliği’ne katılmakla, Avrupa Topluluğu’nun vereceği tüm kararlara uyma mükellefiyetini de sırtlamış olacaktır. Böylece, Avrupa İskandinav, Doğu ve Orta Avrupa ülkelerinden sonra Avrupa’nın en dış halkasına Türkiye’yi oturtmakla Türkiye’yi Avrupa mukadderatının dışına atmakta ama Türkiye’nin tüm avantajlarından yararlanma imkânına kavuşmaktadır.
Türkiye bir İslam ülkesi olma, Kafkasya ve Türk Devletlerine yakınlığı sebebiyle, Batı için, İslam Dünyasına açılışın köprübaşı durumundadır. Türkiye komşularıyla, Türk dünyasıyla topluluklar oluşturma şansını yitirecektir.
Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet kültürü, Avrupa kültürünün bir alt şubesi haline gelecek, muhtemelen milli kültürümüz bir ölü kültür haline gelecektir.
Bize göre Avrupa Birliği macerası Türkiye’nin intiharı olacaktır.

(Sayın Aykut Edibali’nin 23 Nisan 1995'te Türkiye Büyük Millet Meclisinde Millet Partisi Milletvekili ve Genel Başkanı olarak yaptığı konuşmadan bir bölüm.)

O Meclis, Milletin hakkını koruyan böyle bir vekil ve başkan gördü mü son 50 yılda.
Tabii Avrupa birliği lobicileri bu sesi boğmaya çalışacak ve meclisten tart edecekti.
Ya bize ne oluyor.

1970’lerde Söylediğimiz Ortak Pazar Millete Mezar sözünü 1995’te verdiğimiz yetkiyle yiğitçe Mecliste kim haykırdı. Kim Yeniden Milli Mücadeleci, kimler şimdi nerede? Kimler ahidlerine bağlı,kimler neleri unuttu?
Niçin Edibali olmasında illa başkası. Lobiler böyle istiyor diye mi?
Mehmet MUTLUOĞLU

Adsız,  29 Ocak 2010 11:57  

%100 sebep-sonuç ilişkilerine bağlı olan böyle bir talebin sizler tarafından neden anlaşılmadığını anlayamıyorum ben de...

Hayır Mehmet Bey, lobiler öyle istiyor diye değil...(kibarca) Teşkilatların, kardeşlerimizin mevcut durumu ve Aykut Bey'in özelini ilgilendiren kimi sebeplerle...

yalnız şöyle de bir inancım var. Ne yaparsanız yapın, ne yaparsak yapalım "Şâhımız" bir adım geri atmayacaktır. Bu işte bir rant mı var? Benden önce Aykut Bey'e benden daha yakın olan birileri sorsun-konuşsun diye bekliyorum. Eğer yok ise, bu ısrar niye?

Es-selamün aleyküm ve rahmetullah!

Adsız,  29 Ocak 2010 18:13  

Sayın Mutluoğlu, AB konusunu Aykut abinin baştan beri bizim de katıldığımız karşı çıkan görüşleriyle güzelce anlatmış. Ama bunlar 95'te söylenmiş. 2002'de seçim döneminde NTV'de bir Edibali izledim öğlen vakti. Orada Aykut abi aynen şunu söyledi: "AB 'ye ülkemizi biz üye yaparız, bizim partimiz başarır bunu." Ben şaşırdım, spiker de şaşırmış olmalı ki sordu:" Bunu nasıl başaracaksınız?" "Onun yöntemini biz biliyoruz. Yüz bini aşkın kitabımızla bunun bilgisi bizde mevcuttur." Bu nasıl bir bilgiyse o güne dek hiç duymamıştık.
Sonra yine aynı dönemde Ceviz Kabuğu programına çıkan ve veremediği cevaplarla öylece oturan da galiba bizim genel başkandı.
Burada Sayın Mutluoğlu'ndan bir şeye dikkat etmesini rica ediyorum. Ben ve diğer arkadaşlar insan olan, beşer olan ve şaşabilecek bir faniden bahsediyoruz. Dokunulmaz, eleştirilmez, rüyalarla, hatta haşa huzurdan ilahi mesajlarla uçmaya yol alan bir şeyhten değil.
Yukarıda yer verdiğim ve arkadaşlar tarafından tartışılmasını beklediğim yazımı,yazdığınız alakasız konu ve yorumlarla meşgul etmezseniz sevinirim.
Yorum bırakan ve görüşlerimi paylaşan kardeşlerim, bu yazıyı mümkün olduğu kadar çok kardeşimize ulaştırırsanız sevinirim.
Bir tarikatın müridi olmadığımızı göstermenin günü geldi de geçiyor.
Saygılarımla.
Tevfik Yaşar Tekeli

Adsız,  29 Ocak 2010 23:08  

Sayın TEKELİ,
Ben rüyamı ,karşılaştığımız bir müşkülü çözmek için veya bir karar arifesinde nasıl hareket etmemizi bize öğreten Hz. Peygamberin tavsiyesine uyarak yaptığım ve yaşadiğim bir olay üzerine anlattım.
Hz. Peygamberimiz bir müşkülle karşılaştığımızda veya çok hayati bir karar arefesinde konuyu erbabıyla ehil insanlarla istişare etmemizi,daha sonra da istihare etmemizi tavsiye ediyor.
Ben bu tavsiyeye uymaya çalıştım.
Bu yaklaşımın,Hz. Peygamberin tavsiyesine uymanın tarafınızca küçümsenmesi,adeta alaya alınmasını hangi ruh hali içerisinde bulunduğunuzu göstermesi bakımından değerlendirmesini arkadaşlarımıza bırakalım.Siteyi ve sizi meşgul etmem hususuna gelince. Ben sitenin 2. Kurucusu durumunda olmama ve fikirlerinizin bir kısmına katılmama rağmen bu kürsüden fikirlerinizi söylemeniz noktasında bir dereddüt içinde olmadım.
Zira Hocamdan,Sayın Edibali’den Öğrendim.
“Fikirlerinize karşıyım,ama Fikirlerinizi bu kürsüden söylemeniz için başımı veririm.
Ki bu sözü bir Faransız filozafu diyor.” Bu cümleyi Hocamdan öğrendim.
Biz AtatürkÜ de,Sultan Fatih’i de Hz. Peygamberi de asla haşa putlaştırmayız.
Yine Hocamdan öğrendiğimiz bir başka ders:
“Hz Ebubekir Emir-el mü’minin oluyor.
Soruyor: Aranızda en ehliyetliniz olmadığım halde beni emir seçtiniz.
Ne yapacaksınız?
Sana biat ettik Ey mü’minlerin emiri ne dersen yapacağız.
Hayır der Hz Ebubekir.:
Doğrularda benimle olacaksınız,yanılırsam düzelteceksiniz.

Adsız,  29 Ocak 2010 23:15  

Peşinden Ömer-ül Faruk olur mü'minlerin emiri.
Aynı soruyu yöneltir arkadaşlarına
Arkadaşları Hz. Ebubekir’den öğrendik:
Doğrularda seninle olacağız;yanılırsan seni düzelteceğiz.
O Adaletin emiri: yanılgılarımda ısrar edersem ne yapacaksınız deye sorar?
Arkadaşları susar.
Beni kılıçlarınızla düzelteceksiniz der.
Bu muhteşem olayı bize Hocamız Bilge Lider Edibali öğretir.
O Emir el- mü’minin kutuplarından sonra kaç lidere talebeline bu dersi vermek nasip olmuştur?
İşte İslam Rönesansının bir yönü de budur.
İşte demokrasi,
İşte Hürriyet.
Ama,tabii demokrasiyi de hürriyetleri de sorumluluk ve nizam içerisinde kullanmak gerekir diye düşünüyorum.
Ntv. Deki konuşmaya gelince:
14 Eylül 2002 gece saat 23 te balayacağı anons edilip 23.30'da başlayan programı ayrıntılarıyla not ettim. Sabah 4.40 ‘DA BİTEN PROGRAMLA İLGİLİ 26 SAYFA NOT TUTTUM. Konuyu bu canlı belgelere dayanarak paylaşmak isterim:
Bir kere programa Sayın Başkanımızın tek çıkacağını beklerken bir de ne görelim EMEP,Atp,Ödp vb. leri yoğun bir katılım. Bir de telefonla katılanlar.
Dolayısıyle Edibali’ye saat 2.30’larde ve 3.28 te,3.48’te çarpıcı bir cümle ve 3.42 de çok önemli konulara işaret etti.
Bunları notlarımdan paylaşacak okuyucularımın takdirine havale edeceğim.
Ancak o dönem marazlı bir ruh haline sahip olduğum için Trabzondaki arkadaşlarım şahid ben de sizler gibi değerlendirmiştim.
Gelelim neler söylendiğine:
Hulki Cevizoğlu Soruyor Millet Partisi Nedir?
Edibali:
Milli değerlerine bağlı,kültür değerlerine bağlı
5 Büyük hedefi olan
Hukuk Devlati,Gerçek demokrasi,
Gerçek Laiklik,Bilim ve Hikmetle yönetilen devlet
İslam Rönesansını gerçekleştirmiş Muhteşem Türkiye hedefleri olan Milletin Partisi.
Hulki Cevizoğlu:
3 Kasımda tek başına iktidar olursanız İslam’ın hayatın hedefi olmasını mı sağlayacak sınız?
Edibali: O,benim geçmişim.
Cevizoğlu:Geçmişinizden kopmuş musunuz?
EDİBALİ: HAŞA
Saat 2.30 a kadar diğerleri orayı bir iyi karıştırdı.2.30 ‘da Kıbrıs konusu gündeme geldi.2 dakika başkana söz verildi.
3.28 de güneydoğu konusunda devreye giriyor Edibali:
Bir adım atmak gerekiyor.
Bu işin temsilcileri olan insanların bir adım atması gerekir.
Ben kendimi Kürt vatandaşlarımızın savunucusu sayıyorum.
Saat 3.42
Hulki Cevizoğlu:
Sayın Edibali siz iktidar olursanız türbanı kaldıracak mısınız?
EDİBALİ:Ben Türkiye’de türbanı bir barış sembolü haline getireceğim.
Hulasa 4.40 ta biten bir program.
Ama genel Başkanın performansının o programda çok iyi olduğu söylenemez.
Ama çok önemli konuları o laf ve insan kalabalığı ve karmaşasında ortaya koyduğu da bir gerçek.Nitekim İslamı vurgulaması,kürt vatandaşlarımıza sahip çıkması ve özellikle türban konusu önemli vurgulardı.
Olabilir.Peygamberimiz ahir zamanda lafı iyi çeviren yanıltıcı liderlerin geleceğini haber veriyor.
Bize lafazan değil,bilge Lider gerek.Millet partililerin tercihi bu.
Bize makam,mansıp,şan,şöhret değil Hakk’ın ve Milletin sesi olacak hak sesi,hayır sesi gerek.
Selam lar.
Baki HUDA’ya emanet olalım.
Mehmet MUTLUOĞLU

Adsız,  30 Ocak 2010 12:40  
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
gundoganfa 30 Ocak 2010 13:17  
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Adsız,  30 Ocak 2010 15:57  

Sayın Mutluoğlu, Hiç istemediğim halde konuyu ustaca kişiselleştiriyorsunuz. Verdiğiniz örneklere hem istihare hem de halifelerle ilgili olanlarına asla bir sözüm yok ve olamaz da. Küçümseme ise haşa, bühtandır. Benim küçümsediğim günümüzde birtakım arkadaşlarda zuhur eden ruh halidir ki bunun bizim siyasi hareketimizle, dinamizmle bir ilgisi olamaz.
Aykut abi şüphesiz ikna yeteneği yüksek ama eleştiri kendisine yöneldiği anda kırıcı ve kıyıcı olabilen bir kişiliğe sahiptir. Niye böyle düşündüğümü yazımda biraz anlattım. Şahsına şüphesiz ki saygımı koruyor, üzerimizdeki bir harflik bile olsa hakkını inkar etmiyorum. Ama kardeşim, bir siyasi lider çevresi hep boşalırken, onca seçimde bir arpa boyunu bile görememişken hala niye durur? Bu nasıl bir ihtirastır ki her türlü eleştiri ona hiç ulaşmaz ama eleştireni de hemen vuruverir. Ben yine söylüyorum Edibali tarikatıyla, Millet Partisini bir ayıralım. Herhalde partiyi de Edibalinin doğal mülkiyetinde görmeyeceksiniz.
NTV konusunu yanlış hatırlıyorsunuz. Benim bahsettiğim saat 12 ile 12.30 arası öğle vakti haber programıydı. Sİzin dediğiniz yanılmıyorsam kanal 6 daydı.
Sayın Edibali de insandır, o günlerde bir sıkıntısı falan olabilir, normaldir. Biz şaşırmakla beraber o tavırları da büyütmedik. Ama bir parti başkanı bir dener, iki dener olmuyorsa bırakır kardeşim. Bu onu küçültmeyeceği gibi aksine gerçek bilge lider durumuna yükseltir. Ama Kanuni ile Hürrem gibi koca teşkilatın canına okunmaz ki. Evet, b en her şeyimle, bütün gücümle hala mücadeleciyim ama Millet Partili değilim. Hele mürit hiç değilim. Herhalde beni ve benim gibi düşünenleri MÜCADELECİ KİMLİK VE KARAKTERden atmayı düşünenler de yoktur.
Fatih kardeşim, sınırlı imkanlarla çok güzel bir hizmet veriyor. Sizin de rolünüz varsa Allah razı olsun. Yine yazın, bu konuları tartışalım, eteklerdeki taşlar dökülsün. Ama AB vs. konulu yazı veya yorumlarınız konudan biraz uzaklaştırdığı için öyle yazdım. Kırılmanızı istemem.
Yanlış anlaşıldıysam, ifadem amacını aştıysa hakkınızı helal edin.
Saygı ve sevgilerimle
Tevfik Yaşar Tekeli

ibrahim koc 31 Ocak 2010 23:51  

Yeniden Milli Mücadeleciler!Islahatcilar!Millet Partililer!Bazilarimiz yorulmus, kenara cekilmis olsada mücadele canhiras bir sekilde devam ediyor.Ataleti birakalim mücadeleye kosalim.Bilge Lider En basta,Muhtesem Türkiye dogdu dogacak.Ümitsizlik inananlarin isi olamaz.Zafer Hakk'in ve Hakk'a inananlarindir.Sayü gayret,sabir,selam ve dua ile...

süha,  1 Şubat 2010 08:54  

İbrahim Bey,

Neden önerilerle ilgili yorumda bulunmuyorsunuz da sloganlarla yanıt veriyorsunuz? mücadelecilikte kenara çekilenler dedikleriniz kim, millet partililer mi yoksa mücadeleciler mi?

millet partililerin %100 kenara çekildiği bir gerçek. Hadi bana 5-10 egemen millet gazetesi aboneliği ve haftalık yazılan bazı makaleler dışında bir parti faaliyeti söyleyin madem öyle?

http://www.milletpartisi.org/With_Flash/Html/basin_bildirisi.html

alın size partinin dünyaya açılan penceresinden basın bildirisi, 4 sene önceki bir olaya yazılan bildiri duruyor hala!

alın marşlar: http://www.milletpartisi.org/With_Flash/Html/marslar.html

kuruldu kurulalı taş üstüne taş koyulmadı bu konuda da...

http://www.milletpartisi.org/With_Flash/Html/index-2.html
yorumlar, edibali adıyla imzalanıyor. partinin kurumsal bir görüşü yok. olamaz zaten, edibali ne düşünüyorsa parti de onu düşünür... üstelik bu sayfa da 2008 senesinde kalmış...

iletişim için gönderilen epostalara ve açılan telefonlara yanıt verilmez!

bu nasıl partidir ki, lideri halka gitmez? bu nasıl partidir ki illerdeki mücadelecilerin tamamı(hele doğuda...) "liderini" görememekten, telefonla dahi görüşememekten şikayetçidir(telefonlara kimin çıktığı malumunuzdur)...

efendim bunları neden dillendirdim? MP'li olmayan mücadelecileri kenara çekilmiş olarak gösterdiğiniz için. partileşme kişisel sebeplerden ötürü başarısız olmuştur. yeniden inşa çalışmaları "acilen" başlatılmalıdır! başarıdan teşkilat, başarısızlıktan lider mesuldür. Bunu bize öğretenin kim olduğu da malumunuzdur.

YMM'nin değil, amma MP'nin mevcut durumu apaçık biçimde başarısızlıktır. Ve birileri bunu dile getirmeli artık.

Bana mücadelenin parti çatısı altında nasıl canhıraş biçimde devam ettiğini söyleyin, işi gücü bırakıp yeniden yanınıza koşayım.

Nuri Kurnaz 20 Şubat 2010 12:09  

Değerli Dostlar;

Bir kısır döngü içerisindesiniz. Dedim, dedi hikayesi ile zaman geçirilmektedir. YMM, milletin şanlı direnişinin hikayesidir.

Tartışmalarınız, biri insin , biri çıksın tartışması.

Edibali, gerçek bir lider, gerçek bir siyasetci, gerçek bir düşünürdur. Bu birikimin, hiçkimse boşa harcanmasını ne isteyebilir, ne de teklif edebilir?

Bu hem "Tarihe" ve hem "Millete" karşı bir sorumluluğu gerektirir.

Kimsenin iyi niyetinden şüphemiz elbette yok. Fakat yalnız başına iyi niyet problemleri çözen bir alet değildir.

Buna itiraz etmek için; birçok disiplinin (davranış bilimlerine ilişkin disiplinlerin) teorik yapısına temel teşkil kaynakları çok iyi tetkik etmek gerekmektedir.

Başkalarının attığı yeme gelmeyelim. Gündemi biz oluşturalım.

Şimdi iş vaktidir. Kafanı zonklatırcasına çalışma vaktidir. Bilimsel ve eylemsel bazda başarı toplanan verileri bilgi haline getirecek çalışlışmaları yapmaktan geçmektedir.

Düşmana ve rakiplerine karşı propaganda silahını kullanırken, Milletine karşı Hakla ilişkiler disiplinin verilerini kullanmak gerekmektedir.

Liderliği, siyaseti, düşünüdrlüğü hep Edibali'den bekliyoruz. Peki biz ne yapmalıyız?

Sayın Genel Başkan; Fazilet misakından (1989'dan) bu yana arkadaşlarına; siz bu toplumun önderlerisiniz, Farabi'lerisiniz, İmam-ı Azam'larısınız diyerek, sürekli arkadraşlarının liderlik konumunu hatırlatmaktadır. Bunun adına "Potansiyel liderlik" diyoruz.

2001 yılı krizinde, Sayın Genel Başkan bizlere "Kurumsal Lidrlik" ten bahsetti.

Peki bizler ne yaptık?

Benimde yapıcı eleştirel bazda Sayın Genel Başkana sorumlarım elbette var. Ehliyetten ve liyakatten bahsediyorsak Olmalıda. Fakat bu ciddi bir çalışmanın mahsülü olmalı.

Fakat bu Kurumsal yapıyı ve liderliğin sorgulanmasını gerektirmez. Sorgulanması gereken yaptığımız işler.

Bizler bilimsel ve eleştirel bazda yönetsel faaliyetler konusunda görüş ve kanaatlarımızı belirtiriz.

Demek ki, liderlik konusunda bizlerin biraz çalışması gerekiyor.

Akademik dünyada, bizlerin toplum bilimleri bazında ciddi çalışmaları takip etmemiz ve faydalanmamız gerekmektedir.

Bugün mensubu bulunduğumuz "Milletin" bu çalışmalara daha çok ihtiyacı bulunmaktadır.

Örgütsel davranış, siyaset bilimi, yönetim ve organizasyon alanındaki çalışmaların yapılması gerekmektedir.

Çalışmalarımızı derinleştirmek umuduyla konuyu burada bitiriyorum.

Allah'a emanet olun.

Nuri Kurnaz
20 Şubat 2010

Adsız,  21 Şubat 2010 19:18  

Nuri Bey,
Çok teşekkür ederim.Yazınızdan ve önerilerinizden son derece istifade ettim. Allah razı olsun.
Çalışmalarımı bu doğrultuda daha da yoğunlaştıracağım inşallah.
Mehmet MUTLUOĞLU

mücadeleci,  24 Şubat 2010 12:40  
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
Adsız,  27 Şubat 2010 18:01  
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
ihakkiarik@hotmail.com,  9 Mart 2010 09:46  

Evet sayın dostlar! Bu yol uzun ve çileli...Türlü engeller,entrikalar,şeytanı bile ç ileden çıkaracak anlar olacak;ancak gönül insanları ve yürekleri sabır imanla dolu olanlar, ömrü nasip olanlar yolun sonunu görebileceklerdir...Bizim köyde kiraz bahçemiz var...mevsimi gelince kirazlar meyve vermeye başlar fakat meyvelerin hepsi aynı anda olgunlaşmaz ilk olgunlaşanları kuşlar yer yada çocuklarımız ağaca çıkar yerler fakat tatlı olmadığını söylerler...bu meyve satılmaz fakat asıl sonradan olan tüm meyveler hem sahibine para kazandırır hem de çok tatlıdır.Bir de uzak dallarda kalan toplanamayan meyve vardır ki onları da ya kuşlar yer yada çürür dökülür!sabreden derviş muradına ermiş vesselam...!

Adsız,  5 Nisan 2010 15:01  

Selam ve saygılarımla...

Adsız,  5 Nisan 2010 15:27  

Bu işler böyle olur. Mücadeleci mücadelesini kim için verir? Eger A şahsı için veriyorsa zaten baştan kaybetmeye mahkumdur. Ama Allah için mücadele veriyorsa ve bunu rabbinin bir emri olarak "inanıyorsanız üstünsünüz" ayeti geregi yapıyorsa karşılığını kat kat alacaktır. Mücadelesinin karşılıgını Allahtan bekleyen kişi neden insanlara takılıp kalmaktadır anlamakta güçlük çekiyorum. Eger davanız iktidar olmak ve ganimet paylaşmaksa vede A şahsı engelse B şahsının oldugu yerde mücadelenizi sürdürüp iktidar olabilirsiniz. Yok ben A şahsıyla beraber mücadeleme devam edip ganimetleri ona verip rabbimin bana ahirette verecekleri ile yetinirimde diyebilirsin. Ama bu her babayiğidin harcı degildir. Şahıslar gelip geçicidir. Konjuktur neyi gerektiriyorsa ona uygun davranışlar ortaya konabilir. Partiyi araç olarak görebilirsek işin içinden daha kolay çıkabiliriz belki. Müslümanlar kardeştir. Kardeşlerimize sahip çıkalım. Birbirimizi üzmeyelim ve anlamaya çalışalım. Selam ve dua ile.

Adsız,  15 Ağustos 2010 14:04  

Zafer Hakk'ın ve Hakk'a inananlarındır.
Uzun ve çileli bir mücadele şarttır.
Kolay ve çabuk zafer vaadlerine kulaklarımızı tıkayacağız.
Izdırabını çekmediğimiz,çilesiyle yoğrulmadığımız bir hareketten kurtuluş bekleyemeyiz
Yegan yegan herkesin kendi mesuliyetini idrak etmesi şarttır.
Problemin çözümünde görev almayanlar
kendileri problem olur.
Hak davası davamız
Bitmeyecek kavgamız
Tutuşalım el ele
YÜRÜYELİM HEDEFE
MİLLETİM UYAN!
MUHTEŞEM TÜRKİYE'Yİ KUR!
SAFTA TOPLAN AYNI SAFLIKLA
HAKK7A EMANET OLALIM.
Mehmet KUDÜRİ DOKUZOĞUZ

Yorum Gönder

"Mücadele Birliği nasıl ki kurluduğu yıllarda sahabe iştiyakı, imanı, gayreti ile çalışmışsa; Bugün de hiç bir grup, parti, şahıs tekelinde değildir.

Bu teşkilatın tezgahından geçenler yine aynı kardeşlik duyguları ile birbirlerine bağlıdır. Bunu ifsad eden, arada husumeti yayanlar asla Mücadeleci olamazlar!"

Son Yorumlar

İman Et
Mücadele Et
Zafer Senindir!

Yeni Yayın Geldiğinde E-Posta Almak İstiyorum

Zafer Hakkın
ve Hakk'a inananlarındır!
Kopyalama hakları: GNU, GÖBL.