YMM'den Millet Partisi'ne Düşünceler, Eleştiriler ve Çözüm Önerileri

Cuma, Ocak 29, 2010

Bilmenin Vebali
Bu incelemede ele alınan her şey; her türlü önyargıdan, fanatizmden, öfkeden, bir çıkar beklentisinden vs. anlayış ve yaklaşımlardan uzak; hâlâ bir şeyler yapılabileceğine bütün kalbiyle inanan, hâlâ bu ülkenin yarınlarını güzelleştirmek isteyen ve üzerindeki VEBAL’in ağırlığını hisseden bir kardeşin muhasebe ve murakabesidir. Evet, ben de diğer kardeşlerimiz gibi bir vebalin ağırlığını her geçen gün daha çok hissedenlerdenim.



Bu “bilmenin” vebalidir.

Bu, “inanıp da inandığını hayatın bütün alanlarında uygulayamamanın; uygulanacak ortamı sağlama yolunda –çünkü davamız buydu- gereğini yap(a)mamış olmanın” vebalidir.

Bu, beşeri meseleleri, kişileri ve uygulamaları adeta ilahi kaynaklı emir, tavır ve uygulamalara benzetip uyarmanın, eleştirmenin, doğruyu gür sesle ifade yerine, hataya ortak olmanın, uyuşmuş bir siyasi faaliyete katlanmanın vebalidir.

Daha pek çok vebal noktası ve kaynağı sıralanabilir. Ama önemli olan bir vebal vardır üzerimizde ve bu vebal bu satırların yazarını her geçen gün daha da korkutmaktadır.

Yazımın hemen başında şunu belirtme ihtiyacı duyuyorum. Bu satırları bir tarikatın, bir cemaatin kerameti kendinden menkul şeyhine ölümüne bağlı, onu her türlü noksandan, zaaftan, hatadan… arınmış sayan bir müridi olarak değil; referansını kaynak, kişi ve tarihten de alsa beşeri, dünyevi bir siyasi hareketin mensubu olarak yazıyorum.

YMM’nin hakikaten şan ve şeref dolu, anılması bile destansı hava yaratan, göz yaşartıcı geçmişinden söz edecek değilim. Sürekli bu tür ifadeleri ve nostaljik yaklaşımı da doğrusu kendimize pek yakıştıramıyorum. Çünkü böyle yaklaşımlar artık unu elemiş, eleğini asmış; ölümü o hoş maziyi anarak bekleyen pasif bir yaşayışı çağrıştırıyor bana ve bu uyuşukluğu YMM gibi özünde dinamizm barındıran bir hareketin mensuplarına yakıştıramıyorum.

Zaten önemli olan o maziyi anarak oyalanmak değil; bugünü ve yarınları yeniden yapılandırmak için kesintisiz mücadeledir. Tabii o güç, o inanış ve kararlılık hâlâ varsa...

Bugün tam da bu noktada ümidi tükenmiş ve beklentisi kalmamış hatta daha da kötüsü bir küskünlük girdabına sürüklenmiş pek çok kardeşimiz var ve bu durum beni ziyadesiyle üzmektedir. Ama o durumda olan veya kendini aktivitenin dışına çekmiş hiçbir kardeşimize kızmıyor, onları dışlamıyor aksine hak vermeye çalışıyorum. Ve inanıyorum ki o görünen şey üstteki küllenmedir eğer güçlü bir nefes o külü üflerse alttaki canlı köze ulaşmamız mümkün olacaktır.

Biz bugün bile hiçbir parti, cemaat, dernek, grup vb. sosyal-siyasi topluluk veya kuruluşun sahip ol(a)madığı nitelikte insanlar yetiştirmiş ve hâlâ o kalite çıtası yakalanmamış bir hareketin mensuplarıyız. Bu konuda elbette Aykut Ağabey’in ve ta 1960’lardan beri bu işin çilekeşi, yapı taşı olmuş, bizlerin yetişmesinde varlıklarını sebil etmiş yaşayan veya rahmetli olmuş ağabeylerimizin anılması, övülmesi kelime ve kalemin gücünü aşan büyüklüktedir. Ve cümlesine Allah’ın rızasını istemek bir kardeşlik ve bilgilenme borcudur.

Özellikle 1970-80 arasının kanlı kavgalı günlerinden burnu bile kanamadan, dahası bilgi yüklü olarak çıkabildiysek bunu önce Allah’a sonra da o büyük insanlara borçluyuz. Bu hareketi tanımakla müstesna bir kimliğe ulaştığıma; adeta bu seçilmiş insanlar arasında kıyıda kenarda bile olsam bulunmanın bir bahtiyarlık ve gurur vesilesi olduğuna samimiyetle inanıyorum. Bu yüzdendir ki içimde volkanlar patlasa, coşkun ırmaklar halinde ülkemde yaşananlara isyanlar etsem de başka hiçbir siyasi parti ve topluluğa, katılma ve çalışma anlamında, sıcak bakamıyorum.

Bundan şu anlaşılmasın sakın:
Başka partilere giden ve oralarda bulunan arkadaşlarımıza küs müyüm, kırgın mıyım?
ASLA ve ASLA.

Onlar benim ve bizlerin kardeşleriydiler ve öyle de olmalılar. Davanın referans noktalarına ve kaynağına ters düşmemek kaydıyla… Olamıyor ve aslını inkâr ediyorlarsa bu benim değil onların problemidir. Türkiye’nin neresinde olursa olsun önceden tanıdığım veya yeni tanıştığım bir kardeşimi herkesten üstün tutma ve görme anlayışımda o güzel yılların çile tutkalı ve yokluğu paylaşma zevkinin olduğunu kim inkâr edebilir?

Biz sadece duygularıyla bir araya gelen ve duyguların hoş yanlarını bugün de mutlu olma vesilesi sayan bir uyuz yapının mensupları değildik elbette. Teşhise, analize, senteze ve tedaviye yönelik bilgilenmenin, inkılâpçı olma eğitiminin muhataplarıydık. Bu mücadeleci eğitim sürecinde eksiği kusuru olsa bile biz bir bilgi ve eğitim topluluğuyduk.

Beni de en çok rahatsız eden daha doğrusu korkutan, ürperten şey tam da budur:
BİLGİ,
BİLMEK!


İşte büyük vebalin kaynağı ve gerekçesi de bu olacaktır huzur-u mahşerde.
MADEM BİLİYORDUNUZ DA NE YAPTINIZ? VE İÇİNE DÜŞTÜĞÜNÜZ BU ACİZ DURUM NEDİR?

İşte korksak da, kaçsak da, görmezden gelsek de, nostalji treninden hiç inmesek de beyinlerimizi burkan ve Allah korusun bizi yakacak olan temel soru budur.

Çünkü biz şahıslarımız için, mensuplarımıza dünyalık mal, mevki, makam, şan, şöhret... sağlamak için bir araya gelmemiştik. Çünkü bizim yarın hesabımızda kişisel ihtiraslar, yağmalanacak devlet nimetleri, dönülecek köşeler hiç olmadı. Biz, önce milletimize, sonra Müslüman dünya ve hatta bütün insanlığa yüce tebliği taşıyacak ve nasibimiz oranında kurtarıcı olacaktık onları zulmün karanlığından. Yaşıtlarımız küçük beyinleri el vermediği için bu kurtarıcı halkada yer almak yerine sokaklarda dövüşür ya da dünyevi zevk ve ihtiraslarını azdırırken biz, ailelerimizi bile ikinci üçüncü plana atıp merkeze davayı ve teşkilatı koymuş, aklımız kimi zaman ermese de koca koca meseleleri yaşımızın kat be kat üstünde bir hassasiyetle öğrenmeye, anlamaya sonra da anlatmaya çalışan ve bunu da o karanlık dönemde ziyadesiyle başaran sayıca az ama yürekçe çok büyük bir topluluğun mutlu seçilmişleriydik.

Bu ve daha pek çok güzellik, muhteşem hasletler aynı zamanda bize verilen bir nimet ve bize tevdi edilen bir emanet ve BİR VEBAL değil midir?

Onca doğru çözümü, bugün bile pek çok noktada doğru teşhis ve tedavi yöntemini bize söyleten bu bilgilenmenin bizi bir vebalden koruyup kurtaracağını nasıl söyleyebiliriz?

yazının devamı: YMM'den Millet Partisi'ne Düşünceler, Eleştiriler ve Çözüm Önerileri - 2
Yaşar TEKELİ

22 yorum:

Tevfik Yaşar Tekeli,  29 Ocak 2010 21:53  

HAYATI
Bir anlatabilsem ruhumu
bir anlatabilsem hislerimi çırpınışlarımı,
bir aktarabilsem duyduklarımı… duygularımı
hiç atlamadan… eksiltmeden
bir anlatabilsem:
bir yumruk olmuş, atan kalbimi
isyan yüklü hep konuşan dilimi…
döksem ortaya nem var nem yok
rahatlarım… kavuşurum be cancağızım.
lakin ben buna da razıyım:
bin içime, bir dışıma atsam da
hazırım; tüm çilelere mekan,
huzur bitmeyen zaman olmaya...
TALİP OLMUŞUM BİR KEZ
Bin kez ölsem, bin kez doğsam değişmem!
Varsın yansın bağrım,
Gönlüm kavrulsun, ruhum kül olsun…
BEN RAZIYIM ATİYE KÖPRÜ OLMAYA
tek ki verebileyim zehrini süzdüğüm balı,
yüreciğimde beslediğim müjdeyi,
tek ki kurabileyim
beynimde sentezlediğim atiyi,
başka bir şey istemem be cancağızım,
BİR ANLATABİLSEM
hislerimi, çırpınışlarımı, çığlıklarımı,
zehirden âri, saf apak muştularımı,
BİR AKTARABİLSEM
inan başka bir şey istemem...
09 10 78 Beyşehir
ben hâlâ buyum; değişemedim… gelişemedim… affola.

gundoganfa 29 Ocak 2010 21:54  

ızdıran çeken yüreğin isyanı kutsaldır abi... bilmem benim anlamam yeter mi lakin, anlatmaya çalıştıklarınızı tüm kalbimle anlıyorum.

yüreğinizin güzelliği kaleminize yansıyor.

Yaşasın Yeniden Milli Mücadele!

Orhan,  29 Ocak 2010 21:54  

Sevgili Yaşar Abi,
Yorulmadan yazını baştan sona okudum. Tespitlerin eksikleriyle beraber doğru.Çözümü senin gibi düşünmüyorum. Genel başkanımız, Galiba geçen yüzyılda kaldı. Dünyayı algılamakta zorlyanıyor.Hep söyledik. İstanbuldan siyaset yapılmaz diye. Ama Allah uzun ömür versin Sayın Aykut Edibali Meclise en az devam eden vekil olarak Türkiye Cumhuriyeti tarihine geçti. Artık bu topraklarda bu çınarın içine çürük düştü. Bursa'da O ulu çınarlar ayakta durabilsin diye Uludağ Üniv. her sene yeni yöntemler geliştiriyor ama onların da atladıkları bir şey var Doğanın en basit kuralı Her canlı doğar büyür ölür. Ya da Ayeti Celile de olduğu gibi. "Küllü nefsin zaikatül mevt"
Bizim parti bu sona ulaştı. Bu artık daha öteye gitmez. Çağın gereklerini anlayan, dünyayı ve islamı iyi bilen abi ve kardeşler ile bu iş yeniden olabilir.
Allah'ın selamı üzerine olsun

Süha,  29 Ocak 2010 21:55  

Bakın, partiyle olmaz gibi bir şeyi kabul etmiyorum...

Şüphesiz ki, parti, mücadele azminin en somutlaşmış ifadesidir.

Ancak örgütsüz parti olmaz! Lidersiz parti olmaz... İki dakikalık konuşmalarla örgüt idare edilemez!

ha, parti örgütünün siyasal olarak hitap ettiği bir kitle mevcut olmalıdır. kaldı ki bunları hepimiz aldığımız eğitimin doğal sonucu olarak, biliyoruz!

Şimdi, durum şudur!

Parti örgütü bir yandan çalışmaya devam edecek, zira mevcut kadroların ne başka bir lider talepleri var, ne de mücadele aşkları!

öyle ise, parti yerinde kalacak. Ancak, dışarıdaki abiler ve "gençler" bir araya gelecekler, görüşecekler ve yoğun bir tartışma ortamı başlayacak... Hedef partileşmek değil, siyasal partiler mevcut. onlar desteklenebilir. Problem değil...

yani mücadeleci olarak çevre konusunda, kadın konusunda, vb. söylenecek söz yok mu?

dün fatih bey'in profiline girdiğimde test sayfasını gördüm. orada üst linkler arasında "çevre" diye bir ibare vardı. o an çok heyecanlandım. fakat "test"miş:)

ben söylemeye çalıştım, siz de beni anlamaya çalışın.

Buyrun tartışalım,
tartışmaları somutlaştıralım!

e 20 Şubat 2010 01:38  

Sessiz kalarak ya da karanlığa söverek zulme ortak olmadığınız için... Kalkıp bir mum yaktığınız için teşekkür ederim.

Yazınızı sonuna kadar okudum. Altına imzamı atarım. Söylediklerinize aynen katılıyorum. Fakat şu son kısım... Çözüm önerilerinin bulunduğu... O kısmı okuyunca hem gülümsedim hem gözlerim doldu. Açıkçası üzüldüm.

Bazen ümit etmek insanı zor yüklerin altına sokar. Bir benzetme yapacak olursak, engelli çocuğu olan aileler bazen öyle gerçek üstü hayallere kapılırlar ki doğuştan yürüme yetisi olmayan çocuklarının birgün koşarak geldiğini hayal ederek yaşarlar. Bu inanç bazen yankesici doktorların bazen palavracı uzmanların sattıkları sahte umutlardan kaynaklanır. Bazen Allah'tan umudunu kesmeyen bir müslüman olmanın gereği gibi görülür. Bazen de tamamen iç sesimiz bize bu umut türküsünü söyler. İnanmışızdır bir kere, dönemeyiz. Ama sonuçta çocuk hiçbir zaman yürüyemez. Çünkü öyle yaratılmıştır ve yürüme potansiyeline sahip değildir.

Peki böyle bir durumda umudun ne zararı olabilir? İşte bu noktadayız ve umudu ne şekilde anlamlandırdığımıza bağlı, içinde olduğumuz durumdan razı olup olmamak...

Bizim liderimiz Aykut Edibali'nin, teşkilatı büyütmek ve iktidara taşımak gibi bir hedefi yok. Edibali çok iyi vasıflara sahip bir bilge liderdir fakat üzülerek söylüyorum ki misyonu "eğitip- dağıtmak" tır. Bir lider ömrünü verdiği teşkilatını neden bu hale getirir? Yine davasına hizmet etmek için olabilir mi? Bu da bir hizmettir belki...

Şimdi siz cevap verin. Dava başka olabilir mi?

Olabilir bence. İnsan, inançları için yaşar. Belki Edibali, bizim göremedeğimiz bir perspektif yakalamıştır. Ve ona "eğitip dağıtma" görevi düşüyordur. Kendi adıma bulduğum en az acıtan çıkış bu... En doğrusunu Allah bilir.

Herneyse, ben bunları geçeli çok oldu. Samimiyetiniz karşısında sessiz kalamadım.

Bu toparlanma hareketini Aykut Edibali'nin yönetmeyeceğini adım gibi biliyorum. Bu iş onunla olmaz. Şimdiye kadarki çabalar ve alınan neticeler bunu gösteriyor.

Bir akl-ı selim hareketine ihtiyacımız var evet. Bunu ancak "biz; hala yaşayanlar" yapabiliriz. Mücadele Birliği ruhunun ölmesine izin vermeyeceksek bir yol bulmamız gerek.

Beni genç yaşımda büyütüp olgunlaştırdığı için Aykut Abime teşekkür ederim.

Hala dualarımda adı geçtiği zaman gözyaşı dökerim. En samimi duygularımla söylüyorum, taa kalpten...
Allah razı olsun.

...

Adsız,  22 Şubat 2010 14:05  

Sevgili kardeşim e,
Ne yazık ki adınızı yazmadığınız için size böyle seslendim. Ne kadar haklısınız ve ne kadar içten. Ben de görüşlerinize aynen katılıyorum. Benim çözümü Aykut abide arayışım aldığımız eğitim ve terbiyenin onu çiğneyip geçmeye bir türlü izin vermemesinden kaynaklanıyor bütün olup bitenlere rağmen. Bir pranga bizi olduğumuz yere bağlamış sanki. Bir de ilk halkalarda yer alan gönül dostlarına ondan başka kim ulaşabilir diye düşünüyorum.Ayrıca başarıyı lidere bağlıyorsak malum durumumuzu da lidere bağlayıp çözümü de ondan beklemek hakkımız değil mi, bu yönde hiçbir ümit ışığı görülmese de. Ama ben istiyorum ki bu yazdıklarım mümkün olduğu kadar çok kardeşimize ulaşsın ve konu artık dar alanlardan ülke çapında tartışmaya açılsın. Görüşlere katılan katılmayan bütün kardeşlerimizi bu meseleye sahip çıkmaya davet ediyorum. Belki bir şey olur ümidiyle. Pes etmeyi öğrenmemiş bir hareketin mensubu olarak inşallah bir çözüm süreci başlar. Aykut abi 30 sene geriye dönüp yeniden Millet Dernekleri oluşturup seminer çalışması yapıyormuş. Madem oraya dönecektik parti aşamasına niye girersin be müslüman demezler mi adama? Madem dernekçilik bize yetecekti o koca koca idealleri, hedefleri niye koyduk önümüze?
Allah akıl fikir ve feraset versin ve yardımcımız olsun. Ad ve adres yazarsanız daha geniş görüşmek dileğiyle. Tevfik Yaşar Tekeli

Gündoğan,  24 Şubat 2010 13:14  

Merhaba E,

Mücadele çevresinden kiminle görüşsem, çok büyük çoğunlukla Yaşar Bey'in tespitlerine katılıyor. Ki zaten hepimizin dile getirdiği şeylerin açıkça tekrarından ibaret aslında. Çözüm önerilerinin fazla tozpembe olduğuna katılıyorum, Aykut Bey'in misyonunun mücadeleciliği tanıtmak, yaymak, kitleselleştirmek vb. gibi bir misyon olmadığına inanıyorum bu yüzden çözüm-yeniden-hep birlikte-uyanın-mücadeleciler birleşin-vb. temalı herhangi bir kıpırdanışın içerisinde Aykut Bey ve eşinin olmaması gerektiğini düşünüyorum...

Zaten böyle bir uyanışın, eski örgüt hiyerarşisi, soğuk savaş döneminin örgüt katılığında bir yapılanma çerçevesinde olmasının imkansızlığı, akl-ı selim düşünebilenler için malumdur...


Bir seçim yapmamız gerek...Durumu bile bile umut etmek ve ölünceye dek bu hayalle yetinmek mi yoksa gerçekçi olmak mı?

"E", umutlarımız ile hayallerimiz arasında ciddi bir korelasyon olduğu açık aslında... MP'nin iktidarı gibi bir hayalimiz var ise, bu "bizce" gerçekçi değil evet... Ancak zaten, olması gerektiği gibi, Aykut Bey ve çevresinden iktidar gibi bir ümidi çoktaan kesmişsek, yaptığımız her hamlenin gerçekçi bir temeli olabilir :)

Yeniden Milli Mücadele, fikire dayalı onurlu bir aksiyon hareketiyse, islamî uyanış hareketleri arasında bir ilki temsil ediyorsa, müslümanların bilinçlenmesinin önünü açmışsa, artısıyla, eksisiyle, "Mücadele Birliği'nin tarihte hak ettiği yeri almasını, ve geçirdiği acı dağılma-budanma sürecinin tüm ayrıntılarının gelecek nesillere aktarılmasını sağlayabilmeliyiz." Bu tamamen akademik bir çaba da olabilir.

Mücadele çevresinden gelecek her hamleye en azından kulak kabartmak gerekir. Mücadele çevresinde bulunup, enerjisini kaybetmemiş olanlar, uygun zeminlerde tanışma fırsatını bulurlar.

Selam ve dua ile...

Gündoğan

Adsız,  16 Nisan 2010 18:53  
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
gundoganfa 16 Nisan 2010 21:45  

Tartışma adabını bilmeyenlerin hakaretlerine sitemizde yer yok.

Gündoğan

Adsız,  17 Nisan 2010 09:21  

hayatlarında milliliğin M si olmayanların mücadeleci geçinmeleri kanımıza dokunuyor. hasbel kader o günkü konjoktür gereği bu ekibin yanında yer alanların bu gün ahkam kesmelerini doğru ve ahlaki bulmuyor ve
bu blok yöneticilerini daha dikkatli olmaya davet ediyorum.sözde tarafsızlık adı altında başkan ve ekibine yapılan saldırı ve densizliklere fırsat verdikleri içinde kınıyorum.

gundoganfa 17 Nisan 2010 09:31  

Yeterince dikkatli olduğumuzu düşünüyorum.

Mücadelecilerin size yönelttikleri eleştirilerle artık yüzleşmelisiniz. Ben de yönelen her eleştiriyi saldırı olarak algıladığınız için sizi kınıyorum ve bu algıya sahip mücadelecileri demokratik anlayışa davet ediyorum.

gundoganfa 20 Nisan 2010 17:09  

Merhaba Nejat Bey, sitemize tekrar hoş geldiniz!

NEJAT CEBECİ 20 Nisan 2010 17:53  

AKINTIYA KÜREK!
Ben bu güne kadar tanıdığım ve tanımadığım; eski ve yeni; tüm dava arkadaşlarımın hepsinin birer kahraman olduğunu düşünüyorum. Zira bu çağda bir “Yeniden Milli Mücadele” mensubu olmak elbette kahramanlıktır… Tabii ki Yeniden Milli Mücadele mensubu olduğunu söylemek yetmez. Bunun yaşatılması, hayata adapte edilmesi, özle sözün ayniyet taşıması gerekir.
Olur; kimi yorulur, kimi hastalanır, kimi problemler karşısında bu davanın sorumluluğunu kaldıramaz. Kiminin ailevi, kiminin maddi ya da manevi sıkıntıları baskın gelir ve davaya uzak kalabilir. Başka akla gelmedik problemler de olabilir. Ama ayrılsak da istikametimizi bozmadığımız sürece, yani manevi kodlarımızda bozulma olmadığı sürece hepsi yine kardeşimizdir, hepsi başımızın tacıdır.
Ne yazık ki arkadaşlarımızın kimi lekelenmişlerdir! Kimi yolunu şaşırmıştır! Kimi de ölçüyü şaşırmıştır!..Tarih, bu güne kadar hıyanet de kaydetmiştir kahramanlık da. Yine de hiçbirine hain demeye dilimiz varmaz...
Dileriz tüm arkadaşlarımıza tekrar gerçekleri görme, doğrularda beraber olma; eski imanla, heyecanla mücadele etme bahtiyarlığını bahşeder yüce Allah. Evet, kimse hain değil inancındayız ama bazılarında belki “iyi niyetli” olan bir “saflık” gözlüyorum. Kötü olan böylesi bir “saflık” , “iyi niyetli” bile olsa çoğu kez “kötü niyetli”lerin vereceği zarardan daha büyük zarar verebiliyor. Mevla hepsini ıslah etsin diyerek burada yapılan yorumlara bir ilave yapmaya çalışacağım.
*
Geçenlerde on yılı geçkin süredir görüşemediğim bir eski arkadaşım ziyaretime geldi. Konuşma arasında söylediği şu cümle dikkat çekiciydi: "Biz yıllarca akıntının tersine kürek çektik, oysa bir yere gidilecekse akıntı yönünde kürek çekmek lazım değil mi(?)"
Bu manidar soruyu yine kendisi cevaplamıştı:“Evet biz yanlış yapmışız, akıllı insan akıntı yönünde gider!!!”
İçimden “Hay Allah; akıntı yönünde gitmek uyanıklığını nasıl da düşünemedik(!)” diye geçirdim.
Üzüldüm doğrusu. Onu kırmak istemediğim için, uzun yıllar sonra karşılaşmanın verdiği bir hassasiyetle o anda bir şey söylemedim, ama üzüldüm. Gerçi bu arkadaş sadece sempatizan düzeyinde olan zaten teşkilatın kıyısında olan bir kardeşimizdi, ama yine de ölçünün böylesine değiştiğini gördüğüm için üzüldüm.
Oysa biz, bu milletin mukaddes değerlerini, kültürünü inancını yaşanır kılmak ve bunları yok etmek isteyenlere karşı kürek çekiyorduk. Bizler, Türk milletinin anormal dış ve iç saldırılarla yok edilmek istenmesine karşı; yayılmak istenen ahlaksızlığa, aymazlığa, yolsuzluklara, kötülüklere, bozukluklara karşı kürek çekiyorduk. Yıkılmak istenen milli ekonomiyi yapmak, maddi ve manevi kalkınmayı sağlamak için tersine kürek çekiyorduk…
O zamanlar yanılıyor muyduk?
Hayır!
Peki değişen ne? Doğrular mı bizler mi?
Doğru tektir. O doğru dün neyse bugün de aynıdır. Bu hareketin, ülküleri, istikameti, amacı belli olduğu gibi; öncüsü, rehberi, lideri de bellidir. Kendi acziyetlerimize bahane aramak ve kendi nefislerimizi tatmin için bu harekete veya bu hareketin liderine çamur atmak niye?
Akıntının aksine ama dosdoğru giden bir gemi var. Bu günkü adıyla: MİLLET…
Burada yorum yazan, sadece okuyan tüm kardeşlerimi yine akıntının tersine kürek çekmeye davet ediyorum. Eğer samimiyetle bir şeyler yapmak istiyorsak yapılacak şey belli!
İstikametini bozmadan, buzdağlarını, fırtınaları, düşman gemilerini aşa aşa yürümeye çalışan bu gemi kabul ediyorum, yavaş gidiyor. Ama bizler ne yapıyoruz? Görevimiz bu geminin daha hızlı ilerlemesi için elimizden gelen katkıyı sunmak değil mi?..
MİLLET gemisine bilerek ya da farkında olmadan zarar vermek, bu geminin kaptanı Aykut Edibali’ye haksız, usulsüz, edepsiz saldırmak yakışık alır mı? Hatta başka korsan gemilerine binip oradan top atışlarıyla MİLLET’i tahrip etmeye kalkışmak caiz mi?
Çoğunluğu samimi olan arkadaşlarımın hepsini candan kucaklıyor, hepsini MİLLET gemisinin gitmesi gereken limana ulaşması için üzerlerine düşeni yapmaya davet ediyorum.
Saygı ve sevgilerimle
Nejat CEBECİ- İZMİR

ayşegül berkkaya 3 Mayıs 2010 18:32  
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
gundoganfa 4 Mayıs 2010 08:33  

hakaretlere yer vermediğimizi biliyorsunuz.

ayşegül berkkaya 4 Mayıs 2010 13:28  

sayın BİR BLOG YÖNETİCİSİ!?!
Sizler önceki yazımda dile getirdiğim gibi ağzınızdan çıknaları hoyratça gökyüzüne savururken neden bizim samimi ama vicdanlarınızı kanatan eleştirilerimizi hakaret olarak anladınız çok şaşırdım diyemicem ki zaten yazımın sonunda yayınlayacak mısınız demiştim!!!!....

gundoganfa 4 Mayıs 2010 14:10  

"samimi ama vicdanlarınızı kanatan eleştirileriniz", hakaret etmek ise('beyinsiz' demeniz gibi), bu "eleştirilerinizi" yayınlamayacağımızı en baştan bilmeniz gerekiyor.

Tevfik Ağabey'in kaleme aldığı bu eleştiri metni, Aykut Bey'e bir hakaret değil o anlamda en ufak bir ima dahi içermiyor.

Fakat siz, "kutsal-kutub bildiklerinize" yöneltilen en küçük bir öneriyi dahi hazmetmekte güçlük yaşıyorsanız, koltuğunuza yaslanın, sakinleşin ve Tevfik Ağabey'in yazdığı şu şiiri okuyun.

***
HAYATI
Bir anlatabilsem ruhumu
bir anlatabilsem hislerimi çırpınışlarımı,
bir aktarabilsem duyduklarımı… duygularımı
hiç atlamadan… eksiltmeden
bir anlatabilsem:
bir yumruk olmuş, atan kalbimi
isyan yüklü hep konuşan dilimi…
döksem ortaya nem var nem yok
rahatlarım… kavuşurum be cancağızım.
lakin ben buna da razıyım:
bin içime, bir dışıma atsam da
hazırım; tüm çilelere mekan,
huzur bitmeyen zaman olmaya...
TALİP OLMUŞUM BİR KEZ
Bin kez ölsem, bin kez doğsam değişmem!
Varsın yansın bağrım,
Gönlüm kavrulsun, ruhum kül olsun…
BEN RAZIYIM ATİYE KÖPRÜ OLMAYA
tek ki verebileyim zehrini süzdüğüm balı,
yüreciğimde beslediğim müjdeyi,
tek ki kurabileyim
beynimde sentezlediğim atiyi,
başka bir şey istemem be cancağızım,
BİR ANLATABİLSEM
hislerimi, çırpınışlarımı, çığlıklarımı,
zehirden âri, saf apak muştularımı,
BİR AKTARABİLSEM
inan başka bir şey istemem...
09 10 78 Beyşehir
ben hâlâ buyum; değişemedim… gelişemedim… affola.
***

Platformumuzu ifrat-tefrit bataklığına düşmeden ve hakaret etmeden istediğiniz gibi kullanabilirsiniz.

Adsız,  21 Haziran 2010 22:06  

YERLERİNİ TERKEDEN OKÇULARDAN OLMAYACAĞIM
Büyük Dava Adamı Merhum Ziya YÜREKLİ

Ziya Yürekli Hoca, davasını canından aziz bilirdi. Davasına kendini adadığı için son derece ciddi, titiz ve düzenli bir hizmet hayatı vardı. Yeniden Milli Mücadele dergisini ve diğer yayınları ilk sayılarından itibaren arşiva yapmıştır. Mücadele Birliği, Islahatçı Demokrasi Partisi ve Millet Partisi'ne ilişkin yapılmış yayınları da kapsayan bir büyük aşivdi bu. Hareketle ilgili her şeye büyük değer verdiğini bildiğimden ben de haber, yorum ve belgelerle karşılaştıkça kendisine sunardım ve çok mutlu olurdu.

Türk İstihbaratındaki Gizli Kayıtlara göre 1972 yılında Ankara Marmara Oteli'nde yapılan Gizli Devlet Brifinginde Yeniden Milli Mücadele’ hakkında konuşulduğu ortaya çıkmıştı. Gazeteci Yılmaz Polat “CİA’nın Muteber Adamları” isimli kitabında Milli İstihbarat ve Askeri istihbaratta Yeniden Milli Mücadele’ hareketinin1972 yılında İslami esaslara dayanan bir örgüt olduğuna ilişkin önemli bir belge olduğunu yazıyordu. Kitabı kendisine takdim ettiğimde, oturup ciddi bir şekilde inceledi ve bir kaç gün değerlendirmeler yaptı.

Bana yazarı bir kaç kez sordu. Yılmaz Polat ne bir romancı, ne de bir hikâye yazarıdır. Washington'da 23 yıl görev yapmış ciddi bir gazetecidir o. Amerika’nın Ortadoğu politikasını ve Türkiye-Amerika ilişkilerini anlattı ömrü boyunca: “Barış İçin Oradaydılar / Prola: Kıbrıs”, “Alo Washington”, “Washington Ankara Hattı”, “CİA’nın Muteber Adamları”, “Amerika’nın Şahinleri Kargaları”, “Washington’da Akrobasi” ve “Türkiye’de İslamcı Akımlar” (Graham Fuller'den Çeviri) kitapları, Washington'da geçirilmiş 23 yılın dökümü. Dolayısıyla bilgi kesinlikle doğruydu.

Adsız,  21 Haziran 2010 22:11  

Yazının devamı
Hizmet içinde durmak, katkıda bulunmak çok önemlidir.
Büyük Dava Adamı Merhum Ziya YÜREKLİ
Kitaplarının birinde Yılmaz Polat, “altı başkanlık döneminde Türkler, Türk geçinenler, Türk dostları ve Türklerden geçinenleri” anlattığını söylüyor. “Türkiye'ye 'cephe ülkesi' diye gaz veren Amerikalı dostlarımızın, Irak Savaşı'nda yaptıklarına yer verdim. Türkiye düşmanlığı olmasa sıradan adam bile olamayacak bazı Amerikalılar ve Amerika'dan medet umanları teşhir ettim. Amerika'ya yapılan resmî, özel ve çok özel ziyaretleri, bu ziyaretlerde yaşanan olayları yansıttım. Türkiye'de 'Yankee Go Home' ya da 'Şeytan Amerika' diyenlerin Washington'a gelince nasıl rota değiştirdiklerini ibretle okuyacaksınız..” diyor. Ziya Yürekli, bu cümlelerin altını kırmızı kalemle çizmişti.





Yıllarca Türkiye'de görev yapan CIA bölge sorumlusu Graham Fuller'ın Türkiye'deki İslami hareketler hakkında yaptığı çalışmalar ve Türkiye'deki gelişmelere yer verilen “CİA’nın Muteber Adamları” isimli bu kitapta, 3 Kasım 1972 tarihinde, Ankara'da, Marmara Oteli'nde ''Gizli'' bir 'Devlet Brifingi' yapıldığı anlatılıyor.



''Türkiye'de Yıkıcı Faaliyetler'' başlıklı brifinge Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay, Başbakan , Genelkurmay Baskanı, Kuvvet Komutanları ve MİT Müsteşarı katılmış.

Orgeneral Turgut Sunalp Başkanlığındaki brifing ekibinde 5'i General 12 subay varmış.



Brifing tam gün sürmüş. Birifingteki sunumda ''Türkiye'de Aşırı Sağ Akımlar'' 5 başlık altında anlatılmış: 1-Amaç ve tarihçe, 2-Aşırı Sağ gruplar, 3-Yapılan Operasyonlar ve Neticeleri, 4-Halihazır durum ve faaliyetler, 5-Derleme. 207 sayfadan oluşan brifingte 30'dan fazla belgeye de yer verilmişi. Belgeler arasında Mücadele Birliği’nin İslami esaslarına dayanan bir örgüt olduğu anlatılıyor.

Yurt içi ve dışı İslamcı kuruluşlar şunlar: 1. Mücadele Birliği, 2. İlim Yayma Cemiyeti, 3. Komünizmle Mücadele Derneği, 4. Rabıtatül Alemi İslamin, 5. Hizb-üt Tahrir

“Mücadele Birliği : Liderleri, Necmettin Erişen, Aykut Edip Ali, Mevlüt Baltacı, Melih Gökçek ve Yılmaz Karaoğlu'dur. Gayesi merkezi otoriteye bağlı İslami esaslardan kuvvet alan devlet nizamını kurmaktır. Antikomünist olmak, antisosyalist olmak, antikapitalist olmak, milli değerlere saygılı olmak, İslam’a tam bağlı olmak ve İslami esaslara göre yaşamak bu kuruluşun ana umdeleridir. Sağ eğilimli gençler bu örgütün faaliyet alanına girer.'' deniliyor.

Ziya Yürekli Hoca, davasının dostları tarafından da, düşmanları tarafından da bildiğini söylerdi sık sık. Hareket üzerinde büyük oyunlar oynandığının da farkındaydı. Oyuna gelen kardeşlerinin bir bir teşkilattan kopup dağılmalarından büyük acı duyardı.

Hareket üzerinde büyük oyunlar oynandığının da farkındaydı. Oyuna gelen kardeşlerinin bir bir teşkilattan kopup dağılmalarından büyük acı duyardı.

İhanet planları ve komplolar, ta başından beri hizmetin üzerine bir sonbahar gibi çökmüş, yaprak dökümü gibi kardeşleri bir bir ayrılmışlardı. Bu ayrılıkların, bir öne geçme, yarışta ileriye atılma şeklinde olmayışı üzerinde dururdu. Ayrılan adeta ölüyordu; açıkca dökülüyorlardı. Ona acı veren de buydu..

"Uhud Savaşı'ndaki okçulara benzemeyeceğim!" derdi, ayrılanlara uyup. Bile bile yanlış yapamazdı.

Hizmet içinde durmak, katkıda bulunmak çok önemliydi bu yüzden.
Gönderen:Mehmet MUTLUOĞLU

Adsız,  18 Temmuz 2010 22:46  

En kolay iş eleştirmek tenkit etmek;ama insaflı olmak lazım MB kurulduğunda lider aykut ağabeydir.ona liderlik görevi tevdi edilmiş,kendisi liderlik için gerekli altyapı çalışmalarını yapmıştır.ne yapmıştır,ciltler dolusu kitaplar okumuş türkiyeyi. bölgeyi ve dünyayı ve meselelerini kavramış ve bunların lüzumlu bölümleriyelede arkadaşlarınıyetiştirmiş.kitaplar yazmış. yıllarca makaleler yazmış. peki arkadaşları yani bizler görevlerimizi tastamam olarak yapabildikmi. yoksa armut piş ağzıma düş mü??? dedik. yoksa görevlerimizi elimizin ucuylamı tuttuk. tam bir dava adamı olabildikmi?? önce gereklerini layıkı vechile yerine getirebildik mi evimize çoluk çoçuğumuza baktığımız gibi teşkilatımıza bakabildikmi....velhasıl genelbaşkanımızın önündeki engelleri biz kaldıracaktık onu halkla, buluşturacaktık bizler beceremedik ..liderimizde bu konuda bir eksiklik yoktur.bunu söyleyenlerin derdi başkadır, herbiri bir yerlere angaje olmuşlardır.ama hiçbir yer onları tatmin edemeyecektir!ALLAH'ın selamı üzerinize olsun.

Omer Faruk YILDIZ,  12 Eylül 2010 21:40  

Yazinizin 1.kismini okudum. Duygusal bir tepkinin, mantikla ozumsenmesi bu olsa gerek.. Devamini okudukca yazacagim

Yorum Gönder

"Mücadele Birliği nasıl ki kurluduğu yıllarda sahabe iştiyakı, imanı, gayreti ile çalışmışsa; Bugün de hiç bir grup, parti, şahıs tekelinde değildir.

Bu teşkilatın tezgahından geçenler yine aynı kardeşlik duyguları ile birbirlerine bağlıdır. Bunu ifsad eden, arada husumeti yayanlar asla Mücadeleci olamazlar!"

Son Yorumlar

İman Et
Mücadele Et
Zafer Senindir!

Yeni Yayın Geldiğinde E-Posta Almak İstiyorum

Zafer Hakkın
ve Hakk'a inananlarındır!
Kopyalama hakları: GNU, GÖBL.