Sayın Yörük, Samimiyetle Söyleyiniz! - Hikmet Sofu

Perşembe, Nisan 29, 2010

Egemen Millet'in Sesi gazetesinden iktibastır.

Sayın Rıfat Yörük,

"Edibali, Tantan ve "Derin Mücadeleciler" adlı, 29 Mart 2010 tarihli, ağır iftiralarla dolu, sonu nasihatle(?!) biten yazınızı(?!) 15 Nisan'da okudum.

Yazınızın(!?) bana hatırlattıklarından sadece bir kaçını size yönlendiriyorum:

Yeniden Milli Mücadele, bu milletin, bu bayrağın, bu ülkenin düşmanlarına karşı şahlanan kahramanlar birliğidir!... Komünizme, kapitalizme, emperyalizme, anarşizme, cehalete, esarete karşı çıkan; "Yaşasın millet kahrolsun millet düşmanları!" diyen; insanımızı hür, milletimizi rehber, önder, ülkemizi zengin, güçlü, Muhteşem Türkiye yapmak isteyen; Peygamberlerin, liderlerin, şehitlerin, gazilerin emanetine sahip çıkma sevdası ile yanıp tutuşan kahramanlar birliği!...

Sayın Rıfat Yörük,

Sen inanıyor musun Yeniden Milli Mücadele'nin Ziya Uygur'un kurduğuna/kurdurttuğuna? Sayın Rıfat Yörük, samimiyetle(kalbinize danışarak) söyleyiniz!...

Sen inanıyor musun Yeniden Milli Mücadele'nin derin devletle ilgisi olduğuna? Sayın Rıfat Yörük, samimiyetle(kalbinize danışarak) söyleyiniz!...

Sen inanıyor musun Taraf'ın, bu milletin kolon ve kirişlerini yıkmak için, derin devlete karşı çıkmak adına (!?), herhangi bir derin devlet/güç adına çalışmadığına? Sayın Rıfat Yörük, samimiyetle(kalbinize danışarak) söyleyiniz!...

Sayın Edibali'nin, Ergenekonculara, cuntacılara destek verdiğini; 'açılıma', 'anayasa değişikliğine karşı olduğunu nereden çıkartıyorsunuz Sayın Yörük? Yoksa Sayın Edibali'nin bir cümlesinin yarısını okuyup, diğer yarısını okumadan karar verenlerden misiniz? Yoksa okumadan kulağınıza ne üfleniyorsa onu mu söylüyorsunuz? Böyle ise bu ne Yörüklük?

Çamur at izi kalsın mantığıyla işletmeye çalışılan yazarlıkla, habercilikle, gazetecilikle nereye kadar gidilebilir, Sayın Rıfat Yörük?

Ulaşamadığı üzüme, olgunluğa kokmuş diyenlere dönmemek erdemli insanların işidir, Sayın Yörük...

29 yorum:

Süha Korkmaz,  29 Nisan 2010 12:19  

Sayın Hikmet Sofu,

Rıfat Yörük Bey'in yazdığı yazının altına imzamı iki kere atarım.

Ziya Uygur Bey'in teşkilatı kurdurtup kurdurtmadığını bilmiyorum. Ama teşkilatı kurdurtmamış olsa bile aykut bey üzerinde bir etkisi yönlendirmesi olduğu bir gerçek.

Keza Y.A.A. Abimizin çeşitli ilişkileri zaman içerisinde açığa çıkmadı mı? Şimdi ben size soruyorum, Necmettin erişen abi, konya ekibi, samimi mücadeleciler, samimi ve disiplinli bir teşkilat.

Bunlar gerçek.

Ama "bu teşkilatın önde gelen insanlarından biri-ikisi kullanılmamıştır" diyebilir misiniz?

samimiyetle (kalbinize danışarak) yanıtlayınız!

S.C.,  29 Nisan 2010 12:43  

Sayın Hikmet Sofu, yazınızın altına imzamı atarım. Sayın Yörük 35 yıl önce içtiği Çorba'nın şükrünü yapamayanlardan... Ya Hayır söyle ya da SUS, Sayın YÖRÜK... Bulaşma bu temiz insanlara.

S.K.,  29 Nisan 2010 13:01  

Birisi hareketin tarihini yazalım diyor diğeri büyük harflerle "SUS"...

eyvallah.

S.K.,  29 Nisan 2010 13:03  

Yeniden Milli Mücadele, bu milletin, bu bayrağın, bu ülkenin düşmanlarına karşı şahlanan kahramanlar birliğidir!... Komünizme, kapitalizme, emperyalizme, anarşizme, cehalete, esarete karşı çıkan; "Yaşasın millet kahrolsun millet düşmanları!" diyen; insanımızı hür, milletimizi rehber, önder, ülkemizi zengin, güçlü, Muhteşem Türkiye yapmak isteyen; Peygamberlerin, liderlerin, şehitlerin, gazilerin emanetine sahip çıkma sevdası ile yanıp tutuşan kahramanlar birliği!...

Bu konuda zerrece şüphemiz yok... Rıfat Bey'in de bu konuda bir şüphesi yok!

S.C.,  29 Nisan 2010 13:10  

S.K. Kardeş,
Niye Haraketin tarihini yazalımki, Bence bu haraketle "Tarih" yazalım...
Bırak tarihi tarih kitapları yazsın.
Sayın Yörük ve o çizgideki arkadaşlar bu çınarın yeniden yeşermesini istemeyenlerin ve bu hareketi tarihe gömmek isteyenlerin oyununa alet oluyor...

S.K.,  29 Nisan 2010 13:26  

Gelecek nesillere bir yol gösterici olması için, eğrisi ile doğrusu ile bir hareketin(bugün sadece MP tarafından temsil edilmeyen bir hareketin) ideolojisinin, nasıl kurulduğunun, tarihinin yazılması gerekiyor!

"Neden hareketin tarihini yazalım, bırakalım bu hareket tarih yazsın" ise hamasi bir cümle olmanın ötesinde bir anlam taşımıyor değerli kardeşim.

Belki birileri YMM ruhunu tarihe gömmek istiyor olabilirler, ama emin ol "Rıfat Ağabey ve o çizgideki arkadaşlar" bu çınarın yeniden yeşermesini istemeyenler değil!

S.C.,  29 Nisan 2010 13:51  

Rabbim hakkımızda hayırlısını nasip eylesin... inşallah bu güzel insanlar yine tek bir çatı altında birleşir de "Gelecek Nesil" kurtuluşumuza vesile olur. Yoksa biz burada hareketi kimin kurduğunu tartışırken Siirtte daha çok bebeler ölecek...

S.K.,  29 Nisan 2010 14:04  

İhtilafta rahmet vardır değerli kardeşim, cümle mücadeleciler her konuda aynı düşünmek zorunda değil.

Allah(cc) doğru yönü seçenin hizmetlerini, yanlış yolu seçenin günahlarına kefaret eyler inşaallah.

Ahmet Turhan,  30 Nisan 2010 02:01  

"İftira" derken, Rıfat Bey ne iftira atmış efendim, elinizi "vicdanınıza" koyun...

Ah Hikmet Bey ah, Rıfat Bey sizden böyle bir yumruk bekliyor muydu? Bence beklemese hiç kalkışmazdı.

Allah ondan razı olsun.

S.K.,  4 Mayıs 2010 14:38  
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
SG 4 Mayıs 2010 16:40  

Yorumlarımızda üsluba dikkat edilmesini rica ederiz.

ayşegül berkkaya 4 Mayıs 2010 23:36  

sayın hikmet sofu ağabeyim sizler kutlu yolculukta bir karınca misali sağlam adımlarla giderken önünüze çıkacak kişiler engel değil ancak basamak olabilirler...Zafer hakkın ve hakka inananlarındır (iftira atanların elbette karşılarına SAFFAN BİN MUATTAL r.a misali duracağız)

S.K.,  5 Mayıs 2010 08:55  

Sayın yöneticiler, benim mesajımda herhangi bir hakaret unsuru yoktu. Üstelik Hikmet Sofu Bey'in yazısındaki üsluptan daha yumuşaktı. Neden benim yazımı sildiniz de onunkini yayınladınız diye sormayacağım merak etmeyin. Sizin tasarrufunuz.


Ayşegül Hanım şimdiye kadar YMM için ne yaptınız? nasıl bir mücadele verdiniz? ne ettiniz de böyle militanca karşı çıkıyorsunuz eleştirilere?

Bak Ayşegül Hanım, senin başkanının, senin gibi bir hanım kardeşimize hissettirdiklerini buraya ekliyorum.

***

Dünyanın kendi çevresinde döndüğüne inanan benmerkezci küçük bir çocuğun oyuncağı değildir hayat! Ne dersiniz? Bütün doğruların tek elimizde olduğuna inanmak sizce de çocukça değil mi? Birbirimize inanarak konuşabilmenin zamanı değil mi artık?

Küçük Cennetimden,
“Pat” Diye Düşüverdim Dünyaya


Küçük ve sevimli bir dünyanın içinde öğrendim yaşamayı. Güneş her sabah doğuyor, gün ilerledikçe yükseliyor ve akşam olunca batıyordu. Güneş ve ay daima yörüngesinde yüzüyordu. Herşey gün gibi normaldi. Yollar vardı. Sayısız ve uzayıp giden yollar… Denemedim hiçbirini. Ucu bucağı görünmeyen yollar beni hiç cezbetmedi. Bildiğim yoldan gidiyordum hergün. Mutluydum böyle. Kurcalamadığım sürece herşey yerli yerindeydi. Sonra birgün bir merak uyandı içimde. Işıkları söndürülmüş bir yola takıldı gözüm. Karanlıktan korkmadan yürüdüm. Yürüdükçe yolların tükendiğini gördüm. Bitmemeliydi, ben bitsem bile devam etmeliydi yollar. Bunu farketmek dengeleri bozdu. Birden yörüngesinden çıktı güneş. Ay ellerime düşüverdi. Evrenin yasaları bozulmazdı oysa. Mucizeler ve felaketler bile bu yasalar dairesindeydi. Bu, ne bir mucizeydi ne de bir felaket… Ellerimde ufalandı dünya, ben hala nefes alıyordum. Yapay bir dünyada yaşadığımı o gün anladım. Kağıt gibi paramparça önüme seriliverdi bir dünya…

SK,  5 Mayıs 2010 08:55  

** DEVAM **

O, Yaradan’ın her yere tecelli ettiği, kusursuz, uçsuz bucaksız, gerçek dünyadaydım şimdi. Yirmili yaşlarımın başında yeniden doğar gibi… Bir bebek dünyaya gelir ve kimse ona herşeyi biliyormuş gibi muamele etmez. Herkes o bebeğe yaşamayı en baştan öğretmek için seferber olur. Melekleri vardır, onu koruyup kollayan… Şimdi bebek değildim ben. Kocaman bir bedene ve çalışan bir kafaya sahiptim. Kavramları biliyordum. Hepsinin baştan yazılacağını bilmiyordum henüz. Konuşmayı da biliyordum güya… Ama yeni doğuyordum işte. Bilmiyordum kim dost kim düşman… Bir cümle kuracak olsam afallayıp susuyordum. Bir yön çizecek olsam tökezleyip düşüyordum. Bir cemaatin içinden dünyanın içine böyle düştüm. Kimse yoktu yanımda. Tek başınaydım. Tek başına olmanın yalnız olmakla aynı şey olduğunu düşündüğüm zamanlardı.

Cemaat olmak, grup olmak, bir lidere bağlanmak, dava arkadaşlığı yapmak, birlik olmak, aynı idealler uğruna aynı yola baş koymak, kenetlenmek, akrabadan öte olmak, can olmak… Bunlar güzel şeylerdi. Zaten böyle bir dünyanın içinde yaşamak cennette olmaktan farksızdı. Hele bir de körü körüne bağlıysa insan!.. İşte dünyanın içine düştüğü an canını en çok acıtacak pozisyon bu pozisyondu. İnsan uyanmak ister mi çok güzel bir rüyadan! Benimkisi de öyleydi. Uyanıverdim işte. Keşke uyanmasaydım diyordum… Ama uyandım. Rüya en tatlı yerinde bitiverdi. Kendimi içinde bulduğum yer hiç de geldiğim yer gibi değildi. Burda heryer güvensizdi.

Güven… Anne kucağında olmak gibi bir his… Anne kucağından ayrılalı bu hissi yaşadığım tek yer, o el yapımı cennetti… İnsan cennetteyken dışarıyı merak eder mi! Merak etmedim. Zaten bizden olanlar vardı. Bir de ötekiler… Ötekilerle ne işimiz olabilirdi ki! Doğru insan olsalar zaten yerleri burası olmalı değil miydi! Olsa olsa onları da teşkilata kazanmak için bir diyaloğumuz olabilirdi.

“Gel gel kardeşim gel,

Gel gel sırdaşım gel,

Tutuşalım el ele,

Yürüyelim hedefe”

Hedef neydi peki! Sayımızı artırmak, sempatizanlarımızı çoğaltmak, teşkilatı büyütmek, nihayetinde iktidar olmak mıydı, varlık ve bekâ davamızı hakkıyla yürütmek miydi? Bizler birer fanatik miydik idealist miydik! Kimi nereye kazanmaktı hedefimiz? Hedefimiz inandığımız kadar büyükdüyse ne işimiz vardı dar pencerelerin ardında? Oysa tekerleme gibi dilimizdeydi; taassuba karşıydık biz. Şeyhini uçuran müridlerden değildik ki tarikat hiç değildik! Bu ne yaman çelişkiydi böyle!

…ve dünya bütün çıplaklığıyla gözlerimin önündeydi artık. Sudan çıkmış bir balık atmosferde yaşamayı öğrendi. Adapte olmak zor oldu. Uyanmak; herşeyi yeniden öğrenmek gibi… Emek istedi. Emekleye emekleye yolları ve nihayetinde yürümeyi öğrendim. Ötekilerin sağından solundan ortasından geçtim. Bunca zamandır bildiğim gölgeler asıl suretlerine büründüler gözümde. Yakından görmek, birçok gerçekle yüzleşmek anlamına geliyordu. Hayretim arttıkça hoşgörüm ve Allah’ın rahmetine olan inancım da artıyordu. Ne kadar kalabalıktık. Ne kadar çok renk vardı aramızda. Herkes yaşamın bir parçasıydı ve herkesin bir misyonu vardı. Allah’ın rahmeti gazabını tam olarak şimdi kuşatmıştı zihnimde. Öteki olmadan ben eksik kalıyordum. Birini dışladığımda nefesim daralıyordu, sanki soluduğum hava eksiliyordu. Benim inancım bu kadar engin bir sevgiye dayanıyordu. İnsan Allah ile arasındaki putları kaldırdığında ne kadar da hürdü! Ne kadar da kuldu!.. Allah’ın ipine doğrudan sarılmak en büyük cemaate mensup olmaktı. Aidiyet duygusunun zirvesiydi.

Ve başımızdan aşağı rahmet yağarken anladım ki; herkes kendini bir çatının altına zor atmış. Sağanak bir yağmurdan kaçar gibi… Oysa şimdilerde rahmet diyorum yağmura. Sırılsıklam ıslanmak istiyorum. Çok korkuyorum kapalı yerlerden! Olur da sığındığım yerde bir daha uykuya dalar, farklı çatılar altında yaşayan kardeşlerimi unuturum diye…

SK,  5 Mayıs 2010 08:55  

** DEVAM **

Kapalı yerler… Okul diyelim, disiplin diyelim, siyasi grup, tarikat, cemaat ya da teşkilat, ne dersek diyelim… Bu bağlarla var olduğumuzu hissediyorsak buraya kadar normal… Ama inançlarımızı ve ideallerimizi bu grubun tek elinde sanıyorsak işte orda sorun var demektir. Çünkü şimdiye dek, ne bir fikir akımı, gelişimini tek bir grubun elinde tamamladı ne de Allah, dini bir ırkın, bir tarikatın eline hapsetti! Bütün insani değerlerin aslı hep evrenseldir. Dünyanın kendi çevresinde döndüğüne inanan benmerkezci küçük bir çocuğun oyuncağı değildir hayat! Ne dersiniz? Bütün doğruların tek elimizde olduğuna inanmak sizce de çocukça değil mi? Birbirimize inanarak konuşabilmenin zamanı değil mi artık? Doğruluğuna inanıyorsak hiçbirimiz olduğumuz yeri terketmeyelim, gerekirse ömrümüzü bu uğurda vakfedelim ama aynı inançlar uğruna bir yerlerde hizmet eden diğer insanları da unutmayalım. Birbirimizle yardımlaşmaktan, paslaşmaktan korkmayalım. Birimizin kazanıyor olması diğerimizi rahatsız etmesin artık! Bir insan kazanmak istiyorsak büyük dairenin içine kazanmaya gayret edelim. Ona hedefi gösterelim, bırakalım yolu kendisi seçsin. Bizim çatımızın altında değil de başka bir yerlerde hedefe yürüyor olması bizi rahatsız etmesin. Onlar, bunlar, şunlar, beyazcılar, siyahçılar, pembeciler gibi duvarlarımız olmasın artık bizim.

Bizim bir selam durağımız olsun; Ortak Çizgi’de halleşelim.

Yağmuru sevelim... Islanmak olsun hedefimiz. Sırılsıklam olmak, tenimizde toprak kokusunu hissedip özümüzün bir olduğunu idrak edene dek ıslanmak... İlle de bir yere sığınacaksak, duvarları şeffaf olsun. Kapıları, pencereleri açık bırakalım, biraz yağmur kokusu girsin içeri, herkesi hatırda tutalım… Seslerimizi duyalım, konuşalım, anlayana dek konuşalım! Özümüzü idrak edene dek… Toprak toprak kokana dek…



Geçmişte, Gelecekte, Daima Sevgiyle…

ayşegül berkkaya 5 Mayıs 2010 21:54  

sayın s.k
şunu bütün samimiyetimle söylüyorum ve sizin de bütün samimiyetinizle cevap vereceğinizi umuyorum...NEDEN TEŞKİLATA BU KADAR AYRISINIZ VE NE GÖRDÜNÜZ?!?

İŞTE GERÇEK CEVABI ALDIKTAN SONRA BENDE SİZE NEDEN BU KADAR SAYGI DUYDUĞUMU ANLATICAM ama gerçekten samimiyetle soruyorum. faka şunu söylemek istiyorum, bu soruları sorduğumuz kişiler sorlarımızı hep cevapsız bıraktılar ve sonunda vakfımızın hakkına girerek '!bir yerlere başkan olarak gördük!'

sk,  5 Mayıs 2010 22:01  

Değerli kardeşim,

Tevfik Ağabey'in eleştirilerini ve satır aralarını daha dikkatle okursanız o satırların aralarında aradığınız yanıtın da olduğunu görebilirsiniz.

Tanıdığım mücadelecilerin aykut bey çevresinde karşılaştığı manzaraları tek tek yazmak istemiyorum. Bazı arkadaşlarımız zaman zaman onu da yapıyorlar. MPde değil ama daha sağlıklı bir teşkilatta bir mücadeleci olarak vazifemizi ifa etmekteyiz.

elektronik posta adresinizi yazarsanız, size MP ile ilgili olarak türkiye çapında karşılaştığım sorunların ve neden aykut bey ile birlikte değilsiniz sorunuzun yanıtını verebilirim. Buradan yazmam yanındaki arkadaşları rencide edecektir.

S.C.,  6 Mayıs 2010 09:59  

Sayın S.K.

"Daha Sağlıklı bir Teşkilat" ın hangi teşkilat olduğunu sormamda bir sakınca var mı?

s.k.,  6 Mayıs 2010 14:46  

Sormanızda bir sakınca yok efendim. AKDAV çevresindenim.

S.C.,  6 Mayıs 2010 16:00  

"Sayın Yörük, Samimiyetle Söyleyiniz" kaydına son yorumumu yapıp aradan çekiliyorum.

Yorum sayfasında "Yorumunuzu bırakın" bölümünün hemem altında ne güzel yazmış site yöneticisi. Özellikle şu paragrafı tekrar hatırlayalım:

"Bu teşkilatın tezgahından geçenler yine aynı kardeşlik duyguları ile birbirlerine bağlıdır. Bunu ifsad eden, arada husumeti yayanlar asla Mücadeleci olamazlar!"

Buradan hareketle, Rıfak Yörük'ün göstermiş olduğu duruş gösteriyor ki, kendileri sadece YMM'den kopmamış. Aynı zamanda Mücadelicilikten de kopmuş. İftira kelimesini kullanmak istemiyorum ama kim aynı tastan çorba içtiği kardeşlerine (veya ağabeylerine), delili olmadan veya kulaktan dolma bilgiler ile bir kusur yapıştırır ve bunu hangi amaç ile insanlara yayar. Bu şekilde Husumet yayılmış olmuyor mu?

SK,  7 Mayıs 2010 08:15  

YMM ile ilgili olarak Rıfat Bey'in yaptığı husumet yaymak değil hanım kardeşim. Delili olmadan, çamur atma kabilinde laflar etmiyor Rıfat Yörük.

Söylediklerinin bir kısmını İrfan Küçükköy'ün kitabında, bir kısmını yaşça sizden büyük olan (75-80 dönemini yaşayanlar) abilerinizin anılarında bulabilirsiniz.

YMM disiplinli bir kitle hareketiydi. Yaşayanlar yaşadıklarını, düşündüklerini ve hissettiklerini yazdıkça muhakkak rahatsız olanlar olacak. Fakat rahatsız olmayın diye insanlar düşündüklerini yazmasınlar mı hanım kardeşim.

Bu konuda söyleyeceklerim bu kadar, Selametle kalın.

A. Yavuz,  7 Mayıs 2010 10:41  

Yenidene Milli Mücadele Hareketinde yönetimsel anlamda hatalar olduğu tartışılabilir. Buna kimsenin itirazı olamaz. Ki tartışmak da gerekir. Ama unutulmaması gerekir ki hatasız kul olmaz.

Ancak, Rıfat Yörük'ün söz konusu yazısında Birliğin derin devletle bağı olduğu yönünde atıflarda bulunulmaktadır. Bu konuda delile rastlanmamıştır.Söz konusu teoriler kasıtlı olarak veya kulaktan dolma bilgiler ile ortaya atılmaktadır ve hangi amaç ile ortaya atıldığı mechuldür. Ki daha önce de başka kişiler tarafından ortaya atılan benzer iddialar Aykut Edibali tarafından ispata davet etmesine rağmen devletin bütün imkanları ellerindeyken iddia sahipleri tarafından hiç bir şekilde delile dayandırılamamıştır. Olay çamur at izi kalsın olayından başka bir şey değildir. Ve bu tür yaklaşımlar Allah'ın yasaklamış olduğu, Müslümanlar arasında husumet yaymaktan başka birşey değildir.
Benim düşüncem bu ve benzeri iddaları atanların çeşitli sebeplerle bu dava ile kişisel problemlerin olmasıdır.Yapılan şey yanlıştır.

Allah hepimizi hatalarından dönen kullarından eylesin.

Adsız,  22 Mayıs 2010 00:23  

Derin devlet bağlantısı, desteği olabilir-olmayabilir.Anlamsız ve mantıksız olan şu.Meydanlar da;"Ordu Millet El Ele". "DGM ler Kurulsun" diye gösteriler yapılmadı mı?Bizler önce Devletçı ve Orducu değilmiydik?MİT yada Ordu İstihbaratı bu Milletin ve Devletin kurumları değilmidir?Bunların bileşkesi Derin Devletti..O halde ORDU cu ve Devlet çi olmamıza rağmen içimizdeki bir çok insanı M-T ajanı diyerek kovmadılarmı?Eğer kariyeri ve çapı olan varsa İnkılap İlmi ve diğer kitapların orjinallerini devlet arşivinde bulabilirler hatta daha orjinalleri NATO üslerinde mevcuttur.Ama mürüru zamana uğramıştır.Eğer 60'lı ve 70'lı yıllarda Lise ve Üniversite öğrencisi olan öğrenciler eğer vahiy almadılarsa ve ancak De.Devlet ve Nato arşivlerinde olan bilgilerle nasıl dergi-gazete ve kitap yazabildiler ve tüm bu insanlar bugün neden bu çapta eser meydana getiremiyorlar? O.ÖZTÜRK.

43 salih 23 Mayıs 2010 20:54  

Orduya bağlı olma, sevme,derin devletle bağlantılı olmak mı? AykutAbi 12Eylül öncesi o kadar genci teröre bulaştırmadı, korudu.Diğer gruplar bugün geçmişinden pişmanlık duyuyor, kullanıldık diyor. Derin deletin etkisi olsa teröre bulaştırılırdı.Aykut Abi'den ALLAH razı olsun.

gundoganfa 23 Mayıs 2010 22:30  

bahsetmek istediğim iki husus var.

1.si, dosyaların orjinali nato arşivlerinde iddiası, nato arşivlerine girip özellikle bu orjinal nüshaları bulmamış birisi tarafından söyleniyorsa, ancak ve ancak "kuru iftira"dır. fi-zilalil kur'an'ın cia tarafından yazdırıldığı iddiası ne kadar kuru ise o kadar kuru iddiadır hem de...

2. ordu şu anda ülkenin en önemli problemlerinden birisidir herhalde... bu tespit ordu düşmanlığının gereğini değil, bir ıslahat-inqılab gereksinimini ortaya koyar ancak.

selam, dua...

Adsız,  22 Temmuz 2010 14:14  

Hikmet Sofu, MB'nin geçmişi ile ilgili hiç bir şey bilmez, ama Onun samimiyetinden de kimse şüphe etmemeli. Yanlış algılayı uyguladığı "sadakat, "vefa" ve "dostluk" gibi değerlere bağlılığından dolayı birilerini savunma mecburiyeti duyduğu bellidir, diğer büyük kesim MB mensubu gibi o da menfaat saikıyla hareket etmez.
1. MB'nin devletle ilk başlarda "olumlu" anlamda irtibatlı olduğu kesindir.
2. Ancak bu hareketin ruhunu bu ilişki ile açıklayamayız. Hareketin ruhunu Kur'an, Sünnet, Hz. Peygamber (s.a.s.)ve ashabı ile şanlı tarihimiz oluşturur. Bu ruhun canlanmak, ete kemiğe bürünme konusunda devletin yardımına, müdahalesine ihtiyacı yoktur. Öte yandan anılan ruhu, hareketin herhangi bir mensubuna, lider kadrosuna atfetmek de mümkün değildir. Hareketin her bir ferdi, kalpten kalbe gönülden gönüle sahabe türü alışverişle harekete büyük şeyler katmış ve Türkiye'nin o tarihlerdeki en dinamik enerjisi toplamıştır.
3. ABD, bu enerjiyi bertaraf etmiş, süreç ise 12 Mart 1971'de başlatılmıştır. Bazı yöneticilerin bu işe "cebren" itildiği, az da olsa bir kısmının "gönüllü" hareket ettiği doğrudur. Hareketin bir daha toparlanaması bu "gönüllü"lerin "başarısı" olmuştur. Ayrıca hareketin devletin içindeki irtibatları da aynı süreçte devletten tasfiye edilmiştir.
4. Dolayısıyla hareketin kitaplarının orijinallerinin NATO arşivinde bulunduğu iddiası Doğu Perinçek tayfası ve Soner Yalçın gibi "sahte ABD düşmanlığı yapmakla görevli" ABD embeddedlerinin ABD kaynaklı yalanlarıdır. Ama bu çalışmaların müsveddelerinin ABD'nin "fethedemediği" ve bu yüzden dağıttığı bazı birimlerde bulunduğu da doğrudur.
5. Tantan gibilerinin bu hareketi kavrayacak kapasiteleri yoktur. Bu isimler yanlış (R. Yörük'ün söz ettiği).
6. İ. Küçükköy'ün kitabı, kurgusu, bazı bilgileri bakımından yanlıştır. Hareketi hiç bilmeyenleri yanıltır. Ama bilenler için bazı nostaljik bilgiler taşıdığı da kabul edilmelidir.
7. Hareketin bütün engelleme, tasfiye ve yozlaştıma operasyonlarına rağmen Türkiey'yi dönüştürdüğü, doğru bir hedefe doğru yönlendirdiği, günümüzde yaşanan pek çok olumlu gelişmenin de kanıtladığı üzere tartışmasız ortadadır. Emeği geçen herkes ahirette ecrini alacaktır.

Furkan Türkmen,  22 Temmuz 2010 14:38  

1. - Neye göre kesin? Aradığımız yanıt da bu zaten! Millî inqılab için devletleşecek bir harekettir YMM -

2. - doğrudur -

3. - şu "cebren" ve "gönüllü" kısımlarını bir açsak iyi olur. Aykut ağabey'in izmir'de işkenceden geçirildiği doğru mudur? neden kimse konuşmaz? Allah korkusu olanın "aile korkusu" olur mu?-

4. -Tasfiye edilen birimler TEVHİD EHLİ mücadeleciler midir, hangi birimlerdir, açık açık adam gibi yazacak birisi çıkmaz mı? yoksa bunlar da ABD destekli perinçek tayfasının uydurduğu yalanların yumuşatılmış versiyonları mı?-

5. -bildiğimiz bazı isimler doğrudur, hangi isimlerin yanlış olduğunu tek tek, bilimsel bir üslup ile yazmalısınız-

6. -bizce büyük ölçüde doğrudur, doğrusunu siz yazın lütfen-

7. -elhamdülillah, hareketin hiyerarşisi dağılmış olsa da, nerede bir güzel iş yapılıyorsa, orada bizim arkadaşlarımız vardır!-

Adsız,  23 Temmuz 2010 12:01  

22 Temmuz 2010 14:14 tarihinde yazan "adsız" beyefendi/ hanımefendinin, "Hikmet Sofu, MB'nin geçmişi ile ilgili hiç bir şey bilmez..." ifadeleri ne kadar da iddialı; boşlukta kalmış adeta. O zaman bu iddianın sahibi çok şey biliyor olmalı; lütfedip paylaşsın, bizler de müstefid olalım. Bir de adını bağışlarsa memnun oluruz. Ekrem Özdemir

karamus 16 Aralık 2010 19:13  

Zaman zaman yorumlarınızı okuyorum.
Bazıları bir körün fil tarifine benziyor.
Kendisini YMM adına herşeyi biliyor ve bu nedenle Aykut Edibali'ye de taş atma hakkına sahip görenler var.
Sayın Yörük söylemiş, ya da söyletmişler...
İmzanızı atarsınız... atmazsınız...
Unutmayın:AYKUT EDİBALİ'DEN ÖNCE BİR YENİDEN MİLLİ MÜCADELE YOKTU! VE KENDİSİ OLMASAYDI HAKKINDA YAZILAN BİR YAZI İÇİN BİRBİRİMİZİ ELEŞTİRMEZDİK! Elbette ülkemizin geçmişinde Milletimizin varlık ve bekası için fikir üretmiş samimi düşünürler oldu! Sayın Edibali' de onlarla zaman zaman görüşmüş olabilir. Ama şu kitaplar daha önce yoktu: -İnkılab ilmi
-İlmi sağ
-Kadroların vazifeleri
-Milli Mücadelemizin stratejisi
-diğerlerini de saymaya gerek yok. bilen biliyor zaten.Son söz:
"İnkılabçı tek başına da olsa, kaldığı yerden mücadeleye devam eder" Unuttuk mu yoksa?
Kürşat Altay

Yorum Gönder

"Mücadele Birliği nasıl ki kurluduğu yıllarda sahabe iştiyakı, imanı, gayreti ile çalışmışsa; Bugün de hiç bir grup, parti, şahıs tekelinde değildir.

Bu teşkilatın tezgahından geçenler yine aynı kardeşlik duyguları ile birbirlerine bağlıdır. Bunu ifsad eden, arada husumeti yayanlar asla Mücadeleci olamazlar!"

Son Yorumlar

İman Et
Mücadele Et
Zafer Senindir!

Yeni Yayın Geldiğinde E-Posta Almak İstiyorum

Zafer Hakkın
ve Hakk'a inananlarındır!
Kopyalama hakları: GNU, GÖBL.