Kardeş Notları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kardeş Notları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

YENİDEN MİLLİ MÜCADELECİLERE, TÜM MİLLİ KADROLARA VE MİLLETİME

Perşembe, Ağustos 06, 2015

Yıllardır Millet Partisi üzerinde asıl operasyonları yapanların, Millet Partisi'nin oylarının çoğalmasından asıl korkanların hangi mahfiller olduğu ve bu mahfillerin Millet Partisi'ne yönelik operasyonlarını hangi çeşit yöntemlerle gerçekleştirdikleri, kimleri nasıl kullandıkları, bu olayların içerden ve dışardan nasıl yürütüldüğü ve neden Millet Partisi üzerinde bu kadar çok ciddiyetle ve çok yönlü durulduğu apayrı bir yazı ve belki de kitap konusudur.
Ve tüm bu duruma rağmen hala bu ülkede Millet Partisi ve Millet Partililer varsa; bunu ancak Millet Partililer anlayabilir ve açıklayabilir.
Bu konuda "CIA'nın Muteber Adamları, Yılmaz POLAT, Sivil Örümceğin Ağında,.Mustafa Aslan ve Kıbrıs Girit Olmasın, Rauf Denktaş'ın kitabının son bölümü "Karen Fog Dosyası" ilk önereceğim kaynaklardır.
Ayrıca Yüzde 1 oy ile son 150 yılın en büyük siyasi dönüşümünü Millet Partisi'nin gerçekleştirmesi ve ABD Ankara Büyükelçisinin hemen ittifakın ardından geri çekilmesi, AB ülkelerinin büyükelçiliklerinde ışıkların sabaha kadar yanması üzerinde dikkatle düşünülmelidir.
Millet Partisi'nin 2 milletvekili ile 1995, 5 Ekim'inde Tansu Çiller'in kurduğu azınlık hükümetininin hükümet programına 4 madde koydurmuştur. Bunlar;
  1. Adil seçim kanunu
  2. Baş örtüsü sorununun temelinden çözümü
  3. Gümrük Birliği
  4. Avrupa Birliği konularının sadece AB lobilerinin tek taraflı baskılarıyla değil; Bizden Milletimizden yana olan enstitü ve çevrelerce de eşit şekilde Millete duyurulması ve ondan sonra referandumla karar verilmesi. 
Bu 4 madde hükümet programına eklenmiş ve hükümet programı Millet Partisi'nin tüm üyelerinin onayına sunulduktan sonra kabul edilmiştir. (Gerçek demokrasi örneği, 2013'te Almanya'da CDU; SPD arasındaki koalisyonda SPD koalisyon protokolünü üyelerinin onayına sunarak aynı yöntemi uygulayarak bizim bu uygulamamız Almanya'ya örnek olmuştur)
Özellikle hükümet programına koyduğumuz 3 ve 4. maddelerin 10 Ekim 1995'te TBMM'de hükümet programıyla okunmasından sonra 15 Ekim 1995 günü yapılan güvenoylamasında Tansu Çiller hükümetinin güvenoyu alması mümkün olmadığı gibi; ondan sonra Tansu ÇİLLER bir şekilde sür'atle siyasetin dışına itilmiştir.
Milletimiz ve özellikle milleti bir yığın olmaktan çıkarıp teşkilatlama görevine sahip tüm YMM'ler ve Milli Kadrolar tüm bunları çok iyi bilerek Millet Partisi'ne sahip çıkmalıdır.
Mehmet MUTLUOĞLU

KATİL DEVLET İSRAİL

Salı, Haziran 08, 2010

Haziran ayı ne yazık ki insanlığın vicdanını kanatan olaylarla başladı. İHH öncülüğünde Gazze’ye insani yardım malzemesi götüren uluslar arası yardım konvoyu İsrail’in devlet terörüne maruz kaldı. 9 Türk’ün öldürüldüğü, 17 yardım gönüllüsünün de yaralandığı bu iğrenç saldırı, İsrail’in nasıl bir terörist devlet olduğunu bir kez daha tüm dünyaya gösterdi. Ben de bu vesileyle İsrail’in hem ilahi hem de insani en ağır cezaya tez zamanda çarptırılmasını diliyor ve sebep olanları lanetliyorum.

Olayların üzerinden bir hafta geçti. Geçmişte görülmemiş bir hızla, bütün aktivistler İsrail’in pençesinden en küçük bir yargılama yapılmadan kurtarıldı; gencecik bir delikanlı olan Furkan başta, bütün şehitler ebedi istirahatgâhlarına tevdi edildi. Olaydan iki gün sonra katillerin elinde hiçbir yardım gönüllüsü bırakılmamıştı. Bu, Türkiye’nin bu olayda kazandığı ilk başarı oldu. Evet, bu bir başarıdır. Geçmiş dönem hükümetleri ve dışişlerinin tutumu göz önüne alındığında, bir nevi esir edilen yardım gönüllülerinin ülkemize getirilmiş olması bir büyük zaferdir. Ayrıca bu durum İsrail’in ilk hezimeti olmuştur. Şimdiye kadar her yaptığı yanına kâr kalan ve kimseye hesap vermemeyi dünyaya kabul ettiren İsrail, ilk yenilgiyi bu sonuçla almıştır. Bu noktada başta Sayın Ahmet Davutoğlu’nu ve dışişlerinin dinamik kadrolarını tebrik etmemek insafsızlık olur. (Sayın Davutoğlu gençlik yıllarında mücadele ocağında yer almış arkadaşlarımızdandır ayrıca.) Geçmişin “monşer” diplomatlarını, onların en hayati meselelerde bile lakayt tavırlarını görmüş biri olarak yeni Türk dış politikasını heyecan verici buluyorum.

İlk gece ve günün yüksek heyecanı biraz yatışınca bir Türk olarak insanı ağlatacak kadar güzel ama bir o kadar da hazin yansıma ve değerlendirmeleri görmeye başladık. Bir kere bu korsanlık hareketi bütün dünyada yankı buldu. Pek çok ülke, sivil kuruluş, medya organı yıllardır dillerinin ucuna gelip de söyleyemedikleri eleştirileri bu fırsatla ortaya döktüler. Yunanistan’da Flash özel radyo yorumcusu Thanansis Lalas, Başbakan Erdoğan’ın çıkışlarını ve hükümetin gösterdiği kararlılığı: “Aslında herkesin söylemek istediği ancak çeşitli siyasi nedenlerle söyleyemedikleri.” şeklinde değerlendiriyor. ABD’den İngiltere’ye, Fransa’dan İspanya’ya, Yunanistan’a pek çok Batı ülkesinde insanlar sokaklara döküldü ve İsrail haydutluğunu kınadı. İslam ülkelerindeki protestoları zaten görüyoruz. Bütün eylemlerde insanların ellerinde Türk bayrakları var. Bugün (Pazar günü) İsrail’de yapılan protestolarda da Yahudilerin elinde Türk bayrağı vardı. Bunu son elli yılın hangi olayında görebildik? Türkiye, devlet yöneticilerince olmasa bile halklar bazında hangi haklı davasında bu kadar desteklendi ve yüceltildi? Kıbrıs gibi en haklı meselemizde bile yapayalnızdık ve ne yapacağımızı bilemiyorduk devlet olarak.

İSRAİL NİÇİN BU KADAR KUDURDU?

Bu sorunun cevabı yazının ilk satırlarında mevcut. Bugüne kadar her yaptığı cılız protestolar ve kınamalar dışında tepki görmemiş, ABD gibi hatta zaman zaman Rusya gibi iki süper gücü yanına alabilmiş, bölgede tarihini inkar etmek bahasına uyuzluğun girdabına gömülmüş Türkiye’nin monşerlerinin, Morrisonlarının el altından teşvikiyle azgınlaşmış bir İsrail devleti, ilk defa bu kadar ciddi diplomatik ve kararlı bir tepkiyle karşı karşıya. Davos’ta “one minute” ile başlayan ve temposu gittikçe yükselen Türk hükümetinin tepki ve açıklamaları, Ortadoğu’nun bu eli kanlı yöneticilerini elbette çıldırtacak cinstendi. Çünkü onlar bugüne kadar Türkiye’den ne böyle tepki görmüş, azar işitmiş ne de özür dilemek zorunda kalmışlardı. Teşkilatının çoğu mason olan Türk dışişleri en kanlı saldırılardan sonra bile bir iki cılız mesaj yayımlar hatta içeride vatandaşların gösteri yapmasını bile engellerdi. Bu ülkenin başbakanlarından birinin lakabı “Morrison”dur ve eminin bugünlerde çok büyük üzüntü içindedir. Ölenler için değil, eski dostlarının ve hamilerinin düştüğü zavallı durumdan elbette.

Eğer bu gemiler doğrudan Gazze’ye ulaşabilmiş olsaydı, İsrail hükümeti mevcudiyetinin bir anlamı kalmayacağına inanıyordu. Her şeyini dünyanın düşmanlığı ve kendisinin her zaman haklılığı tezine dayandıran şizofrenik bir ülkeden elbette kimse anlayış, hoşgörü ve işbirliği beklemiyordu. (Gerçi bizden bekleyenler varmış ama ona sonra değiniriz.) Ama bu kadar saldırgan, haydut ve cani olabilecekleri de hesaba katılmamıştı çünkü gemide sadece Türkler yoktu. Hıristiyanlar, Yahudiler, Ateistler Müslümanlar; İngiliz, Alman, İrlandalı, Yunan gönüllüler, milletvekilleri; kadınlar, yaşlılar, gençler… yani kısacası tam bir gönüllüler hareketi ve bir konsensüsle bir araya gelmiş uluslararası bir topluluk mevcuttu Mavi Marmara’da. Ayrıca bu gemi konvoyu elbette hükümetten ve herhangi bir devletten bağımsız teşkil edilmişti. Ama sonuç bütün dünyanın gözleri önünde 21. yüzyılın ilk büyük yüzkarası korsanlığı olarak gerçekleşti. Somali’dekiler bile bu lanetli devletin yaptıkları yanında fairplay ödülüne layık görülmelidir.

İnternet sitelerinde, TV haberlerinde biraz gezinen herkes, özellikle dış dünyadan bize yönelmiş çok hoş ve gurur verici destek mesaj ve hareketlerini görecektir. Ayrıca BM’den hemen bir kınama mesajının çıkması, bağımsız bir soruşturma komisyonunun kurulmasının karara bağlanması da bir diplomasi zaferidir ülkemiz adına. Ama her konuda olduğu gibi bu hazin olay bir noktayı bir kez daha gözler önüne sermiştir ki bu çok acıdır. BU ÜLKENİN DIŞ DÜŞMANA FALAN İHTİYACI YOK. İçeride yeterince düşmanı, haini, ajanı, dönmesi, çelmecisi, alay edicisi, hödüğü, komplekslisi, beceriksizi, “ben yapamıyorsam o da yapmasın” diye elinden geleni yapıcısı ve daha türlü tasnif dışı türedisi fazlasıyla mevcut.

Özellikle Aydın Doğan medyasında ve onlarla benzer diğer kişi ve medya organlarında aynı düşünceler dile getirilmeye başlandı. “Araplar bile sahip çıkmazken, Filistinlileri bizim bu kadar savunmamıza ne gerek varmış?” “İran veya Malezya olmaktan güç bela olmaktan kurtulmuşken(!) şimdi de Ortadoğu’nun kucağına itiliyormuşuz.” “Birilerinin bunlara haddini bildirmesi lazım elbette ama dünyadaki 200’e yakın devletin içinden niye yalnız biz ortaya çıkalımmış? ” “Gemilere niçin askeri gemiler eşlik etmemiş ya da niçin İsrail’den izin almamışız” vs. vs. Basındaki beslemeleri, eski büyükelçi takımındaki monşerleri, CHP’de Kemal Bey’i, güdümlü ve göbekten dışa bağımlı profesör takımlarını biliyorduk ama Pensilvanya’daki hoca da bu kervana katılınca ak-kara iyice ortaya çıktı. “İsrail onayı olmadan hareket edilmesi otoriteye başkaldırı imiş. İsrail’le uzlaşma yolunu seçmemek, faydalı sonuçlar doğurmayacakmış.” Sevsinler senin otorite anlayışını ve diyalog yaklaşımını. Katillerle uzlaşma nerde görülmüş şey ki!. Bakın aşağıda bir röportajdan alınan bir bölüm var.

Soru: Mavi Marmara'nın yola çıkışını nasıl takip ettiniz? Fikir olarak size nasıl geliyordu?
Cevap: Medyadan ve internetten izledim. Mükemmel bir fikir olduğunu düşündüm. Gazze halkının durumuna dünya kamuoyunun dikkatini çekmenin daha iyi bir yöntemi olamaz gibi geldi.
Soru: Mesela yöntemi ajitatif (kışkırtıcı) buldunuz mu?
Cevap: Elbette ajitatif bir yöntem. İsrail'in tepkisini çekeceği besbelli olan bir yöntem. Tam da olması gerektiği gibi...
İsrail'le baş etmenin sessiz sakin, uslu bir yöntemi olabileceğine inanmıyorum. İsrail'den herhangi bir şey "rica" etmenin bir anlamı yok.
Bu, hem uluslararası, hem kitlesel, hem insani bir yöntemdi. Ve tam da bu nedenlerle, İsrail'in kaçınılmaz tepkisi nasıl bir canavarla karşı karşıya olduğumuzu bütün dünyaya gösterdi. (Pınar Öğünç'ün söyleşisi, Radikal-Cumartesi,5-Haziran.)
Yukarıdaki cevaplar Türkiye'nin "sosyalist ve Yahudi" aydını Roni Margulies'e ait.
Marguiles'in sözlerini buraya aldım. Çünkü zamansal açıdan daha önce söylenmiş olsalar da, Fethullah Gülen'e cevap niteliğindeler. ( Emre Aköz-Sabah Gazetesi)

Dünyanın en belalı ama en eski medeniyet bölgesinde hem de bir imparatorluğun varisleri olduğunu unutanlar, neredeyse İsrail’den özür dileme noktasındalar ne yazık ki. Merhum Attila İlhan’ın deyişiyle bu ülkede her zaman %10 mevcut olan hain kontenjanı böyle zamanlarda ortaya çıkıyor işte.

Artık açıktan açığa meseleye karşı çıkanlar, 2003’ün mart ayında Refah Mülteci Kampında İsrail buldozerlerinin önüne dikilen ve gövdesini mazlumlara siper eden gencecik Rachel Corrie kadar bile yürekli olamadıklarını gösteriyorlar her fırsatta. Yine bugün Hürriyet’te yayımlanan ve güya İsraillilerin sildiği denen iki fotoğraf dikkat çekiciydi. Ağlayan ve yaralı, savunmasız İsrail askerleri. Ama ne hikmetse fotoğraflar aynı gün İsrail’de de yayımlandı. “İşte bizim askerlerimize böyle saldırdılar.” Denilerek. Hürriyetin kahramanca kurtardığı bu fotoğrafların AYNI GÜN yayımlanması herhalde tesadüftür diyelim. Yoksa bunlar kardeş kuruluş olacak değiller ya (!).

Oysa biz istemesek de hem tarihi geçmişimiz hem bulunduğumuz coğrafya hem de insan olmanın olmazsa olmaz şartı, zulme razı olmama, mazluma yardım düsturu bizi büyük düşünmeye, büyük planlar ve hamleler yapmaya, rıza-i Hak yolunda çabalamaya mecbur ediyor. Merhum dedemin Gazze ve Filistin için savaşırken gazi olan bir Osmanlı askeri olması o topraklara asla kayıtsız kalamayacağımızın bir nişanesidir benim için. Her ne kadar Filistinliler dedelerinin yaptığı hatanın faturasını hala ödüyor olsalar da.

Bir de bu tatlısu aydınlarının ve emperyalist uşaklarının bilmediği bir ilahi hüküm var:”Onların bir hesabı varsa Allah’ın da bir hesabı vardır ve Allah hesap görücülerin en hayırlısıdır.” Umalım ki zalimlerin hesabının görüleceği, mazlumların güleceği ve Türk’ün gölgesinde huzur, güven ve rahattan başka bir şeyin barınmadığı o al sancağının yükseleceği günler yakın olsun.

“İhtilafta Rahmet Vardır” ya da Tartışabilmenin Güzelliği

Cuma, Mayıs 07, 2010

Mücadele Birliği gibi, bugün bile eşi benzeri olmayan bir mübarek kardeşliğin mensupları yıllardır kıyıda köşede seslendirilen ama kamuoyuna dillendirilmeyen düşünce, eleştiri ve yorumlarıyla nihayet bu sitede yer alıyorlar. Bu ne kadar güzel bir gelişme. Bunun ne derece güzel olduğunu teşkilatın son otuz beş yılında yer almayanlar tam olarak kavrayamazlar.
Kayıtsız şartsızteslimiyet Allah’tan başkasına yönelirse şirke girmez mi?

Sayın Yörük, Samimiyetle Söyleyiniz! - Hikmet Sofu

Perşembe, Nisan 29, 2010

Egemen Millet'in Sesi gazetesinden iktibastır.

Sayın Rıfat Yörük,

"Edibali, Tantan ve "Derin Mücadeleciler" adlı, 29 Mart 2010 tarihli, ağır iftiralarla dolu, sonu nasihatle(?!) biten yazınızı(?!) 15 Nisan'da okudum.

Yazınızın(!?) bana hatırlattıklarından sadece bir kaçını size yönlendiriyorum:

Gurbetten Sılaya Göç Edenler - Rıfat YÖRÜK

Çarşamba, Nisan 28, 2010

Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber
Hiç güzel olmasaydı ölür müydü peygamber?

...

Öleceğiz müjdeler olsun, müjdeler olsun !
Ölümü de öldüren Rabbe secdeler olsun!

Necip Fazıl KISAKÜREK

60’lı, 70’li, yıllardı. Hepimiz için zor zamanlardı. Ülkemiz kuzeyden ve batıdan gelen şiddetli fırtınalarla sarsılıyordu. Kardeş kardeşe düşmüş, gözleri kan bürümüştü. Bizler de henüz 18’li, 20’li yaşlarda gencecik filizlerdik. Gücümüz az, sayımız az, tecrübemiz azdı. Fakat ızdırabımız büyüktü. Birikimi ve misyonu büyük bir milletin köleleştirilmesine karşı baş kaldırmış asil yüzlerdik. Anadolu’nun dört bir yanından harekete geçmiş ve Allah’ın lütfu sayesinde buluşup kardeş olmuştuk.

"35 yıldır unutamadığım o çorbanın sırrı" - Rıfat YÖRÜK

Pazartesi, Nisan 26, 2010

HaberTaraf.com'dan iktibastır.

Yıl 1975, İzmir. Soğuk bir kış günü Bornova Merkez Camii’nin biraz üstünde, dere boyunda bulunan Yeniden Milli Mücadeleci arkadaşlarımızın kaldığı mütevazı bekar evindeyiz. Yeni alındığımız haftalık “kültür çalışması” için bir grup yeni üniversiteliyle birlikte buradayız. Diş Hekimliğinde okuyan ve daha sonraları kalabalık bir grubun saldırısına uğrayarak İzmir’i terk etmek zorunda kalan fedakar Mehmet abimizin yönetimindeki çalışmaya başlamadan önce bize bugün adını tam olarak hatırlayamadığım sıcak bir çorba ikram ediyorlar. Hiçbir zaman bekar evlerinde kalmamış, her daim ailesinin yanında bulunmuş, üniversite tahsilini kızkardeşiyle birlikte aynı evdeyken bitirmiş “rahat ve şanslı” biri olarak, bu sade çorbanın lezzeti ve güzelliği karşısında eziliyor, aradan tam 35 yıl geçmesine rağmen hala unutamıyorum.

Dilerseniz, sofrada başka bir yemek olmamasına rağmen karnımızı doyuran, üstelik maharetli bir hanımın değil bekar bir üniversiteli “kardeş”imizin elinden çıkan o bereketli çorbanın izini sürelim, tarihi sırrını öğrenelim.

Kültür ve Sanat Dergiciliğinde Mücadeleci Bir Mektep: Pınar Dergisi

Pazar, Nisan 04, 2010

Yaklaşık bir sene önce Serkan Kardeşimiz sormuştu...


Ah Pınar dergisi,
Kutlu davanın, sanat damarı...
Neredesin???

Bu çağrıya kulak vermemek mümkün mü? Pınarımızı bir kez daha hatırlayalım!





YMM'den Millet Partisi'ne Düşünceler, Eleştiriler ve Çözüm Önerileri

Cuma, Ocak 29, 2010

Bilmenin Vebali
Bu incelemede ele alınan her şey; her türlü önyargıdan, fanatizmden, öfkeden, bir çıkar beklentisinden vs. anlayış ve yaklaşımlardan uzak; hâlâ bir şeyler yapılabileceğine bütün kalbiyle inanan, hâlâ bu ülkenin yarınlarını güzelleştirmek isteyen ve üzerindeki VEBAL’in ağırlığını hisseden bir kardeşin muhasebe ve murakabesidir. Evet, ben de diğer kardeşlerimiz gibi bir vebalin ağırlığını her geçen gün daha çok hissedenlerdenim.

YMM'den Millet Partisi'ne Düşünceler, Eleştiriler ve Çözüm Önerileri - 2

birinci bölüm: Bilmenin Vebali
İşte bu yazı bu soruyla mücadelenin artık örtülemez, saklanamaz baskılanamaz bir dışa vurumudur. Bu yazı, “bir problemi başladığı yerden çözünüz” tespitinin, vebali paylaşma ve hafifletme arayışının bir sonucudur.

Şimdi meselelerimize biraz daha yakından bakalım. Madem bu kadar üstün vasıflı bir harekettik, Edirne’den Van’a yurdun her köşesinde her kardeşimizde fikri ve insani kaliteyi bu kadar yükseltmişken bunu siyasi hayata, kitlelere niçin yansıtamadık, ulaştıramadık ve bugün siyasi parti olarak tablonun dibinde yer aldık? Ve niçin böyle giderse o tabloda hiç yer almayacağız?

Bir siyasi partiye dönüştüysek ve neticede Türkiye’de iktidara talipsek bu ve benzeri soruları cesaretle cevaplamalıyız. Elbette olaya bir tekke veya tarikat mensubu gibi değil bir siyasi partinin yetişmiş elemanı gibi bakıyorsak.

IDP’ ye gelmeden, henüz dernekler şeklinde teşkilatlanmışken yaşanan acı bir yanlıştan söz etmek istiyorum.

YMM'den Millet Partisi'ne Düşünceler, Eleştiriler ve Çözüm Önerileri - 3

birinci bölüm: Bilmenin Vebali
İşte 12 Eylül 80 öncesinde bunları yaşayan teşkilatımız yine de diriliğini kaybetmemiş, İDP ile siyaset sahnesine de hızlı ve muhteşem bir giriş yapmıştık...Ankara’yı sonra İstanbul’u medyası, siyasi parti ve çevreleriyle sarsan, “kim bunlar ve ne oluyor?” dedirten bir girişti bu. Bilenler biliyordu ama 12 Eylül ihtilali sıcaklığını korurken yapılan bu büyük hamle hem Özal’ı hem Demirel’i hem de onların hami ve hempalarını elbette rahatsız etmişti.

Eleştirilere Yanıt

Perşembe, Ocak 28, 2010

Ana Başlıklar:
YMM'den Millet Partisi'ne Düşünceler, Eleştiriler ve Çözüm Önerileri - 4
Facebook grubumuzda yapılan tartışmalar

Sayın Tekeli şiirlerinizi de siteye ben ekledim. Şimdi de görüşlerimi açıklıyorum:

Değerli Kardeşim, Aiziz Dava Arkadaşım
Ben o hali yaşadım.

YMM'den Millet Partisi'ne Düşünceler, Eleştiriler ve Çözüm Önerileri - 4

Çarşamba, Ocak 20, 2010

birinci bölüm: http://mucadeleci.blogspot.com/2010/01/ymmden-millet-partisine-dusunceler.html
Ben siyasi faaliyetlerde de, günlük hayatta da çözüm önerisi olmayan eleştiriyi hep dedikodu ve kolaycılık olarak görürüm. Birçok şeyi beğenmeyebiliriz, yanlış buluruz. Buraya kadar normal ama doğrusu şu: Daha iyisini yapabilmek için senin önerin ne? Ne yapmalıyız madem?

Yukarıda sıralamaya çalıştığım belki istense daha da artırılabilecek eksiklikler için doğruluğuna inandığım ve Türkiye’nin değişik yerlerinden pek çok arkadaşımızın da katıldığı veya benzerlerini seslendirdiği çözüm önerilerine geçiyorum şimdi. Üç aşamalı bir faaliyetle önce teşkilat-parti anlamında toparlanır ve şöyle bir doğrulur sonra gayretimiz ve nasibimiz oranında davamızı sürdürürüz.

Gömülü Çoban - Kardeş Notları

Perşembe, Ekim 01, 2009


Rahmetli Gömülü Çoban'ı(Faik ERYILDIZ) yakinen tanıma imkanı buldum.Şiirlerinin çoğunu ezber bilirim, okurum.Kıbrıs'ta Rahmetli Gömülü'nün arkadaşı anlattı bana:
Hacı Bayramda Yeniden Milli Mücadele dergisi satmaya gittik. Günlerden Cuma. Tabi yan yana sıra olduk. Başladık satışa. Herkes elinde bir Mecmuanın kapağını okuyarak tanıtıyor: "Kapitalizme, komünizme ve bunların beyni Beynelmilel Siyonizme karşı Millet imanının güçlü sesi:
YENİDEN MİLLİ MÜCADELE"

Bayram, O Bayram Ola!

Pazar, Eylül 20, 2009

Onbir ayın sultanı veda ediyor şimdilik. Bedenlerimizin bayrama hazırlandığı şu günde yüreklerimiz çoktan dokunuyor birbirine. Kimimiz kötülüğe, ihanete, vurdumduymazlığa, haksızlığa, adaletsizliğe oruç tutarken kimimiz sevgiyle, kardeşlikle, onurla, erdemle iftar ettik. Sessiz bir karanlığın ortasında gözyaşı döktük sahura, filistindeki çocuğa, afrikadaki kadına...

Kimisi aç kaldı riyakarca, kan şekeri düştü. Şimdi bol bol şeker yeme vakti. Aç kalmanın karşılığı onlara şeker bayramı.

Kutlu olsun.

Kimisi terbiye etti ruhunu, bencil olmamak için, kardeşlik duygusundan vazgeçmemek için, sosyal adalet, sosyal nezaket duygusundan kopmamak için. Sosyal yardımın bir parçası olmak için, komşusu açken tok yatmamak için, bir yatimin başını okşamak için, bir öksüze gülümsemek için mahrum bıraktı zevklerinden bedenini bir ay boyunca. Çünkü bildi ki Ramazan demek, sonbaharda esip, ortalığı silip süpürüp pislikten arındıran rüzgar demek. Ramazan demek; çivisi çıkmış dünyaya mihenk taşı demek, ölmüş vicdanlara hayat soluğu demek...

İşte onlara da RAMAZAN BAYRAMI...

Mübarek olsun.

Devletin Sofrasına Beyaz Tülbent Bırakmak

Salı, Ağustos 25, 2009

Kadın: sofra ve toprak

Kadınlar ve sofralar… Devrimlerin, inkılâpların, yenilikçi adımların, idamların, anayasaların, askerlerin… Sonra paranın, aşkın ve kimsesizliğin yaşanılan topraklara göre farklılık gösterdiği bir dünyada insanı hep aynı yerinden yaralar. Hangi zamanda ve hangi coğrafyada yaşarsanız yaşayın sofrayı hep kadınlar kurar. Sofra bezinin, yaldızlı örtünün ya da eski bir gazete kâğıdının üzerine tabakları, kaşıkları, tencereleri, kepçeleri… Ekmeği, peçeteyi, tuzu, salatayı yeni bir hayat kurgularcasına ve her seferinde bir şeyleri değiştirircesine hep kadın koyar. Oysa bilir çocuklarının sofraya nazlanarak geleceğini, eşinin herhangi bir şeyi bahane edip sofra düzenini yerle bir edeceğini… Misafirin kusurlu, kayınvalidesinin ‘yavan’ bulacağını… Kadın herkesten iyi bilir, olur da yolunda gitmezse işler sofradan ilk kendisinin kovulacağını. Bu yüzden hep eğrelti oturur masada; tepsinin, sininin, sehpanın yanı başında.

Bir Davet Anadolu'mdan - Kardeş Notları

Pazar, Haziran 07, 2009

Gönderen: Yaşar Tekeli

Bir Davet Anadolu'mdan

Bir hengâme daha bitti, âlâ-yı valâ ile
Yorgan gitti ya birilerine, bir yerlere
Kuzu postuna büründü sırtlanlar
Kavga kalmış seçim meydanlarında
Şimdi gülüm kuzum zamanı.
Koltuk ışıl ışıl taht gibi mübarek
Ah bir zıplatsalar oraya…
Görürler dini imanı(!)
Geç bunu yiğidim geç!
Senin kavgan yeni başlıyor
Varlık ve beka vadisinde
Şimdi silkime vakti
Şimdi diriliş
Hele bir davransın Edibali
Hele bir alsın demir çarığı,
Demir asayı ele
Başlasın bir kez daha
YENİDEN MİLLİ MÜCADELE!

Anadolu’m aç, gerçeğin sesine
Düşmüş, ne bilsin bir zalim pençesine
Çarpmakta sağa sola başını.
Unutturduk o kutlu sesi
Yirmi yıl öncesinden gelmişti ya hani?

Şimdi gün o gündür, sıra bizde
Ama önce Edibali’m, en önümüzde
Sıra sıra, saf saf dostlar
Eski yeni gönül erleri…
Hepsi heyecanla yeni bir davet bekler.
Dursun artık anlamsız didişmeler,
Dursun şeytanın nefsle ittifakı!
Öyle de ölüm var madem böyle de
Şimdi kurmalı köprüleri bir bir
Önce eski canlara, cananlara
Çağrı yapılsa yeridir.

Bırak kapışsın birileri Ankara’da
Köhne düzenin son mirasını.
Bizdedir reçetesi, bizimle tedavisi.
Biz kurarız ancak devletin en hasını

Ama önce dostlar, o yiğitler önce
Ulaşmalı her birine tek tek
Coşmalı yürekler eski günlerdeki gibi.
Ve bir ses Ankara’dan
İlk meclisin coşkusuyla tüm Anadolu’ma
Gel artık Edibali’m GEL !
Gönlüm basmak ister
SENİ BAĞRIMA.

Bu şiiri Ağustos 96’da yazdım ve o zamanki Bayrak dergisine de, Çınar’a da gönderdim. İnanıyordum ki içine düştüğümüz parçalanmışlıktan yine bu şekilde çıkabilirdik.

Bu bir davetti aynı zamanda.

Yerine ulaşmadığı ya da kayda değer görülmediği (!) bugüne bakınca çok güzel anlaşılıyor.

Aşağıda da bir haber.

Okuyun ve düşünün sevgili mücadeleciler.

Yorum yazacaklar da mücadeleci kimliğine, zarafetine gölge düşürmeden ve isimlerini de gizlemeden yazarlarsa sanırım hayra vesile bir fikir jimnastiği yaparız.

Saygılarımla.

Yaşar Tekeli


"Yerel seçim hazırlıklarını sürdüren MHP'de 81 il başkanı Ankara'da toplandı. Basına kapalı olarak yerel seçimleri konuştu, strateji belirledi. MHP lideri Devlet Bahçeli'nin toplantıda yaptığı konuşmada yerel seçimle ilgili olarak il başkanlarına talimatlarını ilettiği ve AKP'nin alternatifi olarak, kendilerini anamuhalefet partiliğine taşıyacak bir sonuç istediği öğrenildi. Bahçeli, konuşmasının önemli bir bölümünü de MHP'nin 40'ıncı yılına ayırdı. Bahçeli, aradan geçen 40 yılda MHP'ye emeği geçmiş, teşkilatlarda görev almış ancak bugün aktif görevde olmayan kim varsa Genel Merkez'e bildirilmesini istedi. Bu kişilerin kimlik ve adres bilgilerini isteyen Bahçeli, hayatta olmayanların da yakınlarının bilgilerine ulaşılması talimatını verdi. Bu kişilere vefa gösterilmesini isteyen Bahçeli, "Gerginlikten uzak durun" talimatını da yineledi."

Sabah 11 ocak 2009

Mazi - Kardeş Notları

Çarşamba, Haziran 03, 2009

Geçenlerde kapıma iki genç geldi. Bana "Türk Solu" isimli dergiyi ve "Mücadele Birliği" adını verdikleri "Ulusal Bağımsızlık Örgütlenmelerini" anlattılar.

30 yıl kadar öncesini hatırladım.

İkişer kişilik gruplar, halkın arasına dağılır, "Mesele anlatır" lardı. "Yeniden Milli Mücadele Mecmuası" na abone yaparlardı. Onbeş yaşındaydım. "İki günü aynı olan ziyandadır" sözü gereği hergün yeni bir takım insanlara "Mesele Anlatmak"! Koskoca Türkiye ve yaklaşık 45 milyon insan! Ve o insanların gözlerinin içine bakarak anlatıyorsun: "Milletim UYAN!" diyorsun!

"Askeri alanda ZAFERE ulaştığın Milli Mücadele Hareketi, Kültürel, ekonomik ve Siyasal alanda tam bir egemenlik sağlayıncaya kadar, "Yeniden Milli Mücadele" kaçınılmazdır" diyorsun. "Milli Mücadelemizin temel ilkeleri...." diyorsun.

"Aferin delikanlı, seninleyiz" diyorlar veya "-Benim adıma oy verdiğim X parti mücadele eder, oyumu verdim mi iş biter" diyorlar. "Boşver evladım sen okulunu bitir, memuriyetine bak, sana mı kalmış bunları düşünmek" diyorlar."Parafinli yağ satılıyor, portakallara cıva şırınga edilerek ihracatımız baltalanıyor, üretmeyen, ihracat yapmayan ekonomi batmaya mahkumdur, hep borç alarak ekonomi yönetilmez, BORÇ ALAN BUYRUK ALIR!"diyorsun.

"Abartma delikanlı" diyorlar. "Bir avuç genç olarak siz mi bunlara çare olacaksınız?" diyorlar.

"Üzülme, mahsun da olma, sana düşen ancak tebliğdir. Tebliğ ettik mi?
ALLAH'IM ŞAHİT OL! ALLAH'IM ŞAHİT OL! ALLAH'IM ŞAHİT OL!"

Mevzi başarıların parlaklığı ile gözleri kamaşanlar! Bugün neredeyiz? Türkiye nerede? Daha mı özgürüz? Daha mı egemeniz? Komşumuz sözümüzü dinlemiyor! Hanelerde yetim feryadı yürekleri dağlıyor!

Bulgur kuyruklarında ezilenler!.. Bankalarımızın %60' ı yabancıya satıldı. Kapitülasyonlar neydi? Bugün yaşananlar ne? 2003 temmuz ayından bu yana kaç m2 toprağımız yabancıya satıldı? TMO' nden aldığımız pirinç neden Tayland malı? Bizim çiftçimiz neden gerektiği kadar ekemiyor? AB' nin pamuk tarlası olmaktan öte hangi sanayi tesisimizin ürettiğini dünyaya satabiliyoruz. Yerli ekonominin tek lokomotifi olan İnşaat sektöründe neden bütün ana makina ekipmanı hala Alman, İtalyan, Fransız, Çin, Kore, Japon malı? Hala gerekli kapasitede bir iş makinası neden yapamıyoruz? Neden yerli beton makinası üreticisi olan bütün firmalar vergi, döviz ve yabancı tekelci firmaların yerli işbirlikçilerinin şantaj ve tehditleri altında?
Ekonomimiz güçlü mü? Bağımsız mı? Yoksa EKONOMİK BİR MİLLİ MÜCADELE ŞART DEĞİL Mİ?
Irak sınırımız kevgire döndü. 14 evladımız, kardeşimiz bayramda şehit oldu.

DIŞ POLİTİKADA MİLLİ MÜCADELE RUHU ŞART DEĞİL Mİ?(1938 YILINDA BÜTÜN SINIR KOMŞULARIMIZ VE BÖLGE ÜLKELERİ İLE DOSTLUK VE SALDIRMAZLIK ANLAŞMALARIMIZ VE PAKTLARIMIZ VARDI. ŞİMDİ HANGİSİ İLE VAR?)

Anadolu boşalıyor, büyük şehirlere yerleşiyoruz. Bizi biz yapan değerler(Küçüğünü koruma, büyüğünü sayma, dürüstlük, komşu hakkı, ana-baba hakkı, imece vb.) nereye kayboluyor? Bayramda karşı komşusu ile bayramlaşan kaç kişi var? SMS' ler sağolsun.
Bir mübarek miras hırsla talan ediliyor. Halkın yardımlaşma umudu fenerler sönüyor. Kimsede tepki yok.(Belki herkes payını bekliyor). Kendi çıkınını doldurmak ve köşeyi dönmek(ne bahasına olursa olsun) hemen herkesin birinci hedefi olmuş.

"FETİH TOPLUMU DEĞERLERİ EĞER BİZE DE HÜKMEDECEKSE, O ZAMAN KURTULUŞ VE FETİH ÇOK YAKINDIR!" AYKUT EDİBALİ.

NEDİR O FETİH TOPLUMU DEĞERLERİ?

"EY KOMŞUSU AÇKEN TOK YATANLAR!"

HUZUREVLERİ NEDEN DOLU?
YETİMHANELERİN ADRESLERİNİ KİMLER BİLİYOR?

İŞVERENLERDEN KAÇI ÇALIŞANININ HAKKINI ALNININ TERİ KURUMADAN ÖDÜYOR? ÖDENEN MAAŞLAR İLE VERGİ VE SİGORTA MATRAHLARI NEDEN ÇOK FARKLI? DEVLET HASTANELERİNDE NEDEN HASTA ÖLDÜKTEN SONRA AMELİYAT SIRASI GELİYOR?(PARASI OLANLAR İÇİN SIRA YOK)

Yeniden Milli Mücadele neden gençlik arasında, üniversitelerde örgütlü değil? Neden bu kadar oy alıyor?

PEKİ SEN NE YAPIYORSUN?

Arkadaş;

DAVA, MİLLETİN VARLIK VE BEKA DAVASI!

Sen bunun neresindesin?
Ahde vefayı bilir misin?
Sen başka yerde bu konuda neyi başardın?
Hacca giden karınca olabildin mi?

"MİLLETLER KENDİ BAĞIMSIZLIK VE KADERLERİNİ BAŞKA MİLLETLERİN KORUMASINA BIRAKAMAZLAR!"

SEN NEREDESİN?

Allah Razı Olsun - Notlar

Cumartesi, Kasım 08, 2008

S.A.
Merhaba,
Eski gunleri tekrardan yad edip, beni aglattiniz.
Allah sizden razi olsun.

"Zamaninda, " deyip, kendimi anlatmayacagim.

Sunu biliyorum ki, Mucadele surekli ve kesisiz olmalidir.

Uhud'da peygamberimiz yaralanip, oldugu haberi cikinca, bir gurup musluman, -Muhammed (S.A.) oldu , dava bitti. deyip kacmaya baslamisken, diger bir gurupta " Muhammed (S.A.) olduyse Allahin davasi baki dir!. " diyerek savasa devam etmislerdir.
Biz de Mucadele Birligi hareketi yasandi ve bitti. diyen Agabeyimiz gibi geri cekildik.

Zayif iman gosterdik.. (Allah bizi affetsin!.)

Demekki imani kamil degilmisiz!.

Ama, diyorum. yinede toplumun parmakla gosterilen fertlerini yetistiren okul, Mucadele Birligidir.

Allah, Agabeylerimizden razi olsun.

Sunu boyle yapmistik, bunu boyle yapmistik, demek icin ancak mezara girmek gerekir.

Allah bizlere tekrar o kutlu hareketin icine katilmayi nasib etsin. (Amin.)

D.A.

Bir Medeniyet İnşasıdır Bu - NOTLAR

Cumartesi, Ekim 18, 2008

Unutmayanlar unutanlara hatırlatsın!
Aykut EDİBALİ

LİDERLİK VE VİZYON
Büyük liderlerin,mega liderlerin,bilge liderlerin;büyüklüğü,mega liderliği ve bilgelikleri ortaya koydukları VİZYONLARI ile anlaşılır. vizyonu ve misyonu olmayan bir kimsenin liderliğinden söz edilemeyeceği gibi;ortaya konan vizyon ve misyon da liderin çapını belirler.

"HEDEFİMİZ MUHTEŞEM TÜRKİYEDİR."

"Türk’ün mührünü,inancının mührünü,menfaatinin mührünü Türkiye’ye, Ortadoğuya, yeryüzüne ve çağa vurmaya hazır ve kararlı olduğunuzu ilan ediyor,ispat ediyorsunuz."

"Davamız Türk Milleti’nin varlık ve beka davasıdır."

"21. asırda inşallah büyük Türk İslam Medeniyetinin yeniden uyanışını bu millet görecektir. MİLLET o zaman bütün cihana,yeni medeniyetin ufuklarını gösterecektir. İnsanlığa olan görevini yapacaktır. İnsanlığa hayır için medeniyet için, fazilet için, erdem için, onun kanayan yaralarını; ahlaksızlık, adaletsizlik yaralarını, uyuşturucu ve alkolle mahvolmuş bedenini sıhhate kavuşturabilmek için, yeryüzündeki insan şeklindeki canavarlaşmış insanlara insanlığı hatırlatmak için, O İLAHİ MİSYONU yerine getirebilmek için,sırf Allah rızası için, onlara yardıma koşacaktır. Müslüman olsun olmasın. Müslüman Hiristiyan fark etmez bütün insanlara kucak açacak, onların dertlerine bütün bir geçmişimiz gibi yaralarını sarmaya koşacaktır.

İşte cihangir bir medeniyetin, MİLLET’in inşallah doğuşunu göreceğiz.
İŞTE BİZİM RÜYAMIZ BU MUTLU MÜBAREK DUADIR.

Bu rüyanın çok büyük olduğunu ve siyaseti aşan bir şey olduğunu söyleyebilirler. Bizim profesyonel siyasetle hiçbir ilişkimiz yoktur. Siyasetin gündelik kalıplarıyla da alakamız yoktur.

BİZİM DAVAMIZ BİR MİLLETİN YENİDEN UYANDIRILMASIDIR."
(Aykut EDİBALİ,Bayrak Dergisi,Sayı 1154, Sayfa 12)

İşte size vizyon, işte büyük liderlik, mega liderlik, bilge liderlik.

"BAŞARI: SABIRLA YOĞRULAN BİR GAYRETİN SONUCUDUR"

SABIR VE ZAFER 1
MİLLİ MÜCADELE ATATÜRK VE SAKARYA

Mustafa Kemal Atatürk,düşman ordularının ta Ankara yakınlarına,Polatlı’ya kadar dayanmasına, Ankara’da göç katarlarının yola dizilmesine rağmen O, hala büyük bir sabırla büyük güne hazırlanıyordu.Gece sabahlara karar gaz lambasının altında Peygamberimizin savaş planlarını inceliyordu.Ankara’da Atatürk’e Başkomutanlık görevinin tekrar verilmeyeceği tartışılıyor fakat O,yine sabırla,azimle gece-gündüz Sakarya’nın hazırlıklarını yürütüyordu.

"Sakarya’da mübarek ve muhteşem bir iş başarmıştır atalarımız.Sakarya, Mohaç gibi, Ganije gibi, İstahbul’un fethi gibi ve diğer büyük fetihler gibi mübarek ve muhteşem bir başlangıçtır. SAKARYA’DA BAŞLAYAN BÜYÜK TÜRK "MED"DİNİ CİHAN ÇAPINDA BİR YÜKSELİŞ VE YÜCELİŞE ULAŞTIRACAĞIZ. Sakarya’nın bütün maddi ve manevi mirasını gözümüz gibi koruyacağız." Aykut EBİBALİ


SABIR VE ZAFER 2
ASIRLARCA İZLERİ SİLİNMEYECEK BİR ZAFER

Bir büyük deniz savaşında Kaptan-ı Derya amiralleriyle, leventleriyle denize açılır. Ancak haftalarca, aylarca o koy senin, bu liman benim gemilerini devamlı yer değiştirerek saklamaktadır. Leventler komutanlarını çok sevmektedir; ancak düşmanla bir türlü karşılaşmayıp haftalarca, aylarca yer değiştirip saklanmalarına, adeta kaçmalarına da bir anlam verememekte ve sabırsızlanmaktadırlar. Haftalar geçtikçe isyan etmeye komutanlarını korkaklıkla suçlamaya,komutanlarının en yakın danışmanlarının komutanlarını pasifize ettiğine dair söylentileri yaymaya başlarlar. Allah’a verecek bir canımız var.Çıkalım düşman karşısına der leventler. Haftalar ilerledikçe kimi leventler donanmadan ayrılırlar. Ummanın uçsuz bucaksız derinliklerinde kaybolup giderler.Helak olurlar.

Vakit tamam olur bir Perşembe akşamı Başkomutan, tüm amirallerini,leventlerini toplar ve onlara:"Beklenen gün gelmiştir. Herkes hazırlığını yapsın,abdestini alsın yarın tan ağarmasıyla birlikte harekete geçeceğiz." der.

Güçlü düşman karşısında asırlarca izleri silinmeyecek bir zafer kazanılır.



"Öyleyse,evet öyleyse,istikbalin kurtarıcı organizasyonu dış aksiyonun olanca açıklık,kesinlik ve en katı şaşmaz formüllerle ortaya koyan,ama bütün azalarını Türk insanının kurtuluş umudu,sevgisi ve saygısını taşımaya, dünyamızın bütün kaderini,yalnızlığını ve elemini çekecek bir gönül zenginliğine kavuşmaya çağırır.Halk içinde halka hizmet ederken gönlünü O yüceler yücesinin sevgisi ile doyurmağa,zenginleştirmeğe,yücelmeğe,derinleşmeğe çağırır.Taşlaşmış dış aksiyonun içinde dile gelmez iç aksiyonun,iç deneyin birleşmesi.

Türkiye insanının,Türkiye toplumunun kurtuluşu böyle bir öncülüğü gerektiriyor. Bu olur mu,olabilir mi? Bunun cevabı verilemez. Tarihin büyüklü küçüklü medeniyet tırmanışları hala bir sır.Parçalanmaz,bölünmez ayrılmaz kesintisiz tarih akışı hesaba,kantara,endazeye vurulmaz. Hele bizim yaşadığımız geçiş dönemlerinde.

Bütün sorular burada düğümleniyor. Türkiye insanı için, Türkiye toplumu için kimler kendinde baş döndürücü bir inkılap geçirebilir? Kimler bu başkalaşımı yapabilir.?" (Aykut EDİBALİ, Yeniden Milli Mücadele,Yıl:1974,Sayı:209)

SABIR VE ZAFER 3
SÜLEYMANİYE’NİN İNŞASI VE MİMAR SİNAN

Cihan padişahı Kanuni Sultan Süleyman dünya durdukça yaşayacak, depremlerden, bombalardan etkilenmeyecek bir cami yaptırmak ister. Bu amaçla Süleymaniye Camii’nin inşa görevi büyük mimar Osmanlı’nın Mimarbaşı Mimar Sinan’a verilir. Sinan asırlarca yaşayacak bu caminin temellerini atar ve temeller üzerinde tam 6 yıl boyu çalışır. Bütün dünya ayağa kalkmıştır. Muhteşem Süleyman bir camiyi bile yapmaktan acizdir. Caminin inşaatını başlatamamaktadır, Osmanlı acizdir söylentileri yayılmaya başlar. Birçok dünya ülkesi gönderdikleri elçileri vasıtasıyla paha biçilmez mücevher ve altın gönderirler cami inşaatına başlansın diye. Ama Mimar Sinan hala temeller üzerinde çalışmaktadır. Sabah inşaata gider ölçer biçer, akşam eve döner sabahlara kadar düşünür, hesaplar yapar, tekrar düşünür deneyler yapar, yaptırır ama bir türlü inşaatı başlatmaz.

Dünya’nın da yoğun baskısı üzerine Cihan Padişahı Kanuni Sultan Süleyman’ın Mimarbaşı Sinan’ın kellesini alacağı,onu idam ettireceği yolunda şayialar yayılır.Buna rağmen Mimar Sinan’ı kimse yolundan döndüremez. O, üç yıl geçiyor,dört yıl geçiyor beş yıl geçiyor ve hala temellerle uğraşıyor. Taş üstüne taş koymuyor. Sultan bizzat huzura çağırır görüşür Mimarbaşı ile ama yine de o temellerle uğraşır. Tam altı yıl sürer bu temel çalışması.

"Günübirlik işler çiçekler gibidir. Baharda açarlar; kimileri üç günde,beş günde,kimileri bir haftada, bir ayda solar,kaybolur giderler Ama bizim yaptığımız işler Ulu Çınarlar gibidir. Çınarların kökleri dal budak salar yerin derinliklerine. Onları söküp atamazsınız."
Aykut EDİBALİ

Evet Süleymaniye’nin inşasından söz ediyorduk.Nihayet uzun beklemeler, deneyler, uykusuz geceler, araştırmalar, gel-gitlerden sonra temeller oturtulur; inşaata başlanır. Ve inşaat 1,5 yıl gibi kısa bir sürede tamamlanır. Yabancı ülkelerin gönderdiği paha biçilmez mücevher ve altınlar da harca karıştırılarak inşaatta kullanılır. Artık, asırlarca yaşayacak Muhteşem Süleyman’a,Muhteşem Türk Milletine layık Muhteşem Süleymaniye bütün görkemiyle, zerafetiyle, akustik düzeniyle karşımızdadır.

Şimdi bir cami inşası için bu kadar bekleniyorsa bu kadar titiz davranılıyorsa; Türk’ün mührünü, inancının mührünü,menfaatinin mührünü kanatları cihanı kaplayan, Kitabı ve hilali kucaklayan çift başlı beyaz kartal ile; Muhteşem Türkiye gibi,Türk Medeniyetinin,İslam Rönesansı’nın gerçekleştirilmesi gibi,muhteşem bir rüya,bir plan,bir vizyon, Bir "Kızıl Elma" iki cihanı aydınlatacak bir ideal elbette ciddi bir çalışma gerektirir.Bunu da ancak Bilge Liderler gerçekleştirebilir.Ve bilge liderleri da ancak bilge liderler anlayabilir.

"SIRADAN ADAMLA,ALELADE ADAMLA LİDER VE LİDERLER TOPLULUĞUNUN FARKI; LİDER KRİZ ANINDA ORTAYA ÇIKAR VE HERKESİN DENİZE DÜŞERKEN YILANA SARILDIĞI BİR DÖNEMDE,İŞTE KURTULUŞ BUDUR.DER İNSANI KAMİLLER ÇIKAR ORTAYA. SİZE DÜŞEN BU LİDERLİKTİR." (Aykut EDİBALİ 23 Mart 2002 Ankara Hacı Baba)

İSLAM RÖNESANSI

Muhteşem Türkiye vizyonu şüphesiz Türk İslam Medeniyetinin yeniden uyandırılması ve hayatın her alanında inşası ile mümkündür.Yani mesele temelde bir medeniyeti uyandırmak ve yeniden hayatın her alanında inşa etmektir. Dava,çağdaş dünyanın Müslüman Türk Milleti’nin ve insanlığın önüne koyduğu problemlere; milli,İslami ve insani çözümleri koymaktır.Mesele,Kendi kültür ve medeniyetimizin temelleri üzerinde çağı yorumlamaktır. Mesele,Akif’in deyimiyle "Doğrudan doğruya Kur’an’dan alıp ilhamı/Asrın idrakine söyletmeliyiz İslam’ı." meselesidir.Dava, Türk Kültür ve Medeniyeti Rönesansını, İslam Rönesansını gerçekleştirmektir.

Bir medeniyetin inşası için ise Yüce Kur’an üç temel esas üzerinde durur. Aykut EDİBALİ Kur’an’ın Aksiyon Öğretisi kitabının 397 ve 398. sayfalarında bunu şöyle ortaya koymaktadır:

"AMEL-İ SALİHİN KAPSAMI

Şimdi Rabbinden sana indirilenin gerçekten hak olduğunu bilen bir kimse,kör olan bir kimse gibi olur mu?Fakat bunu ancak üstün akıllı ve temiz vicdanlı kimseler idrak eder."

"Onlar Allah’ın ahdini yerine getirirler ve antlaşmayı bozmazlar."

"Ve onlar ki,Allah’ın riayet edilmesini emrettiği şeye riayet ederler ve Rablerine saygı gösterirler ve hesabın kötülüğünden korkarlar."

"Rablerinin rızasını kazanmak arzusuyla sabrederler ve namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizli ve açıkça Allah yolunda harcarlar ve çirkinlikleri güzelliklerle yok ederler.İşte bunlar, bu hayatın akıbeti kendilerinin olacak olanlardır."

"Adn cennetlerine girecekler,atalarından,eşlerinden ve zürriyetlerinden salih olanlarla birlikte olacaklar.Melekler de her kapıdan yanlarına girip şöyle diyecekler:

'Sabrettiğiniz için Size selam olsun. Ahiret yurdu ne güzeldir!'
'Allah’ın ahdini misak ile belgeledikten sonra bozanlar ve Allah’ın birleştirmesini emrettiği bağlantıları koparanlar ve yeryüzünü bozguna verenler var ya, işte lanet olsun onlara! Ve yurdun kötüsü de onlaradır.'

'Onlar iman etmiş ve kalpleri Allah’ın zikriyle yatışmış olanlardır.Evet iyi bilin ki, kalpler Allah’ın zikri ile yatışır.'

'Onlar ki, iman etmişler ve Salih ameller işlemişlerdir.Ne mutlu onlara,varacakları yer de ne güzeldir!' Kur’an-ı Kerim 13/19-29


"BİR MEDENİYETİN İNŞASI İÇİN ÜÇ TEMEL

1. Bu ayette Salih amellerin kapsamını anlamak imkanını buluyoruz.İnsanoğlunun ahit ve antlaşmalarını görüyoruz. Birincisi Allah’ın antlaşması,ahdi.İkincisi insanın mahlükla, özellikle insanlarla sözleşmesi.

Allah bu ayetlerde; insanoğlunun kendisiyle yaptığı sözleşmeye sadık kalmasını, edimlerini yerine getirmesini istiyor. Aynı şekilde dünyada insanlarla yaptığı antlaşmalara uymasını,onları asla bozmamasını tavsiye ediyor.Bu gerçeğin devamı şeklinde,Allah’ın riayet edilmesini emrettiği riayetlere saygıdır Allah saygısı ve kötü hesaptan korku.

Allah’ın ahdine riayet, sözleşmelere riayet 25 ayette Allah’ın yasakladığı çirkinlikleri okuyunca daha çok anlaşılıyor. Allah, Allah’ın misakını bozanları, Allah’ın birleştirmesini emrettiği bağlantıları koparanları ve yeryüzünü ıslah edildikten sonra fesada verenleri lanetliyor.Bu ayet ile bir üstün medeniyet nizamının temellerini oluşturan sözleşme düzenini,hukuk düzenini buluyoruz.Birincisi Allah’ın ahdidir. İnsanoğlunun Allah’a karşı görevlerini ve haklı beklentilerini, Allah-ü Teala’nın vaadlerinden oluşan bir ahit sistemi.

2.İkincisi insanoğlunun insanlarla ilişkisini düzenleyen bir sözleşme düzeni.

3.Üçüncüsü cansız tabiattan başlayarak tüm canlılara karşı mükellefiyetlerinden doğan bir düzen. İnsanoğlu dünyanın ve tabiatın ve canlılar aleminin fıtratlarına uygun olarak yaşamlarını teminat altına almakla sorumludur.İşte bunlar Allah’ın korumasını emrettiği değerler bütünüdür.Böylece bu ayette mümin:

1.Allah’ın ahdine uymak,

2.İnsanların tümü ile bir sözleşmeler düzeni kurmak ve yaşatmak,

3.Cansız tabiat ve canlı alemle Allah’ın emir buyurduğu riayeti gözetmek görevini almış bulunuyor.

İşte böylece Amel-i Salih kapsamı içindeki temel görev ortaya çıkmış bulunuyor. Ezelde tesis edilmiş bulunan Allah’ın ahdine tam riayet.İnsanlarla ilişkisini rızaya dayanan sözleşmelere dayandırmak ve sözleşmelere tam saygı.Cansız madde ve canlılar aleminde Allah’ın riayet edilmesini emir buyurduğu haklara saygı,riayet.Sadece bu ayetle bile insanlığın aradığı yeni medeniyetin esaslarını vermektedir.Cansız maddeyi,canlılar alemini de içine alan haklar ve görevler düzeni,insanlar arası ilişkileri de düzenledikten sonra Rabbın huzuruna çıkıyor,Allah’a ezelde verilmiş söz yerine getiriliyor. Kaybedilen cennet bulunuyor.

Allah’ın, insanların, canlıların ve cansız dünyanın haklarını teminat altına alan bir medeniyet inşası insan eylemlerinin baş hedefi oluyor! Bu hukuk düzeninin düşmanları ise Allah’ın ahdini bozanlar,Allah’ın birleştirmesini emrettiği bağları koparanlar ve yeryüzünde bozgunculuk yapanlardır."



"Sizlere sunduğum bir altın antlaşma, ahitleşme var. ALTIN ANTLAŞMA VE AHİTLEŞME." (Aykut EDİBALİ, 23 Mart 2002,Ankara, Hacı Baba)

Zaman zaman unutuyoruz efendim.

"UNUTMAYANLAR UNUTANLARA HATIRLATSIN!"
(Aykut EDİBALİ,2004 Kıbrıs.)

Mehmet Mutluoğlu

UMMADIK

Pazartesi, Eylül 29, 2008

Ummadık zerre ikbal ; milletin kavgasından

Kan dondu yüreklerde bir kıvılcım ummadık.

Dünyamız şekillendi yükselmek hülyasından,

Çileyi zevk edindik bir tebessüm ummadık !

Olmadı hiç arzumuz mevki, makam ve şandan;

Göğsümüzde iz yoktu, hak olmayan nişandan,

Şükür ki nasipliydik, bir kutsi heyecandan

Davayı meşk edindik, bir iltifat ummadık !

Gördük büyük çatlağı düzenin temelinde

Gömlek gövdemize dar; mühür iblis elinde.

Beden küçük, kalp büyük; hep zafer emelinde

Yürüdük yorulmadan bir menfaat ummadık !

Hak davası davamız; Hak yoluydu yolumuz,

En hoyrat elde bile hiç solmadı gülümüz

Eminiz şeref ile anılacak adımız,

Siyaset ilim dedik; bir şatafat ummadık…

Şimdi gayret günüdür, halkta ümit tükendi,

Sanma bitti bu azim, mücadele tükendi.

Söktük prangaları, zulmün gücü tükendi

Yürüdük hiç durmadan ; istirahat ummadık…

Yaşar Tekeli / Şubat 2003

Son Yorumlar

İman Et
Mücadele Et
Zafer Senindir!
Zafer Hakkın
ve Hakk'a inananlarındır!
Kopyalama hakları: GNU, GÖBL.